Ana Sayfa / Gündem /  İlmia Süleyman Kılıç & Sular Altında Kalan Bir Yuva Adakale Yeniden Doğabilir mi?

 İlmia Süleyman Kılıç & Sular Altında Kalan Bir Yuva Adakale Yeniden Doğabilir mi?

23 Mayıs 2025 12:320 görüntülenme
 İlmia Süleyman Kılıç & Sular Altında Kalan Bir Yuva Adakale Yeniden Doğabilir mi?

1970 yılının bir sonbahar sabahı, Tuna Nehri usul usul yükselirken, yüzlerce insan doğdukları toprağa son kez baktı. Romanya’nın güneyinde, Orşova yakınlarında yer alan küçük bir ada sonsuza dek suya gömülüyordu. Bu, sadece bir coğrafyanın kaybı değildi. Bu, Adakale’ydi; Osmanlı’nın Balkanlar’daki son kalesi, bir halkın belleği, kimliğiydi. Bugün hâlâ bir soru kulaklarımızda yankılanıyor: Adakale yeniden inşa edilebilir mi?

Bir zamanlar Tuna'nın tam ortasında, yaklaşık 1.7 kilometre uzunluğunda ince uzun bir ada uzanırdı. 17. yüzyılda Osmanlı'nın Tuna savunma hattındaki en önemli kalelerden biriydi burası. Ancak yıllar geçtikçe askeri önemini yitirip yerini sıcak, samimi, çok dilli bir yerleşime bıraktı. Romanya topraklarında ama adeta Anadolu’nun bir parçası gibiydi. Burada Türkler, Arnavutlar, Tatarlar ve birkaç Alman aile bir arada yaşardı. Camisiyle, tekkesiyle, çarşısıyla, kahvehaneleriyle küçük bir Osmanlı kasabasının minyatürü gibiydi Adakale. Kurban Bayramı’nda mangal dumanları sokaklara yayılır, Ramazan akşamlarında kahvelerde meddah hikâyeleri anlatılırdı. Gençler çınar ağaçlarının altında buluşur, kadınlar evlerinin önünde baklava açardı. Birçok evin bahçesinde nar, incir ve üzüm yetişirdi. Nehrin kıyısına inen taş merdivenlerden kadınlar su taşır, çocuklar balık tutardı.

Adakale’nin belki de en dokunaklı yanı, modern dünyadan bir ölçüde izole kalmış olmasıydı. Elektrik yoktu ama her evin ruhu vardı. Radyosuz geçen akşamlarda insanlar bir araya gelir, Balkan ezgileri eşliğinde şarkılar söylerdi. Türkçeyle Rumence karışırdı sohbetlerde. Burada kimse "öteki" değildi; herkes birbirinin komşusu, dostuydu. Bu, sadece bir ada değildi, çokkültürlülüğün, barışın ve aidiyetin küçük ama anlamlı bir simgesiydi.

Ama bu dünya, 20. yüzyılın ortasında ağır bir bedel ödedi. Romanya ile Yugoslavya'nın 1964 yılında Tuna Nehri üzerine birlikte kurduğu Demirkapı Barajı, ada için sonun başlangıcıydı. 1970’e gelindiğinde sular yavaş yavaş yükseldi ve bir sabah Adakale artık yoktu. Önce insanlar göç etti; bir kısmı Türkiye’ye, bir kısmı Romanya’nın içlerine. Ardından evler boşaldı, çarşı sustu, minare sessizliğe gömüldü. Sonra sular geldi, taşlar çözüldü, toprağın üstü maviyle örtüldü. Bugün o toprakların yerinde derin bir su var. Ve suyun altında bir tarih yatıyor.

Aradan geçen bunca yıla rağmen Adakale’nin adı unutulmadı. Adalıların torunları hâlâ bu adayı anlatıyor. Sararmış fotoğraflar, hatıralarla dolu mektuplar, taşınan gelenekler… Ve şimdi, yeniden inşa edilip edilemeyeceği sorusu yeniden gündeme geliyor. Mümkün mü? Teknik olarak evet. Bugünün mühendisliği, Adakale benzeri bir adayı yeniden yaratabilecek güçte. Ancak mesele taş üstüne taş koymak değil. Mesele, bir ruhu yeniden hayata döndürmek. Sadece evler, sadece sokaklar değil, komşuluk da canlanmalı. O nar bahçelerinden yeniden meyve toplanmalı. Kısacası, Adakale yeniden kurulacaksa, yaşayan bir yer olmalı. Hafızaya dokunan, belleği besleyen, geçmişle bugünü birleştiren bir yer.

Belki de Adakale’nin yeniden doğuşu, sadece bir ada meselesi değildir. Bu, aynı zamanda hafızaya sahip çıkma, kültürel mirasa saygı ve çok sesliliğe yeniden inanç duyma meselesidir. Adakale geri gelirse, Tuna’nın ortasında sadece bir kara parçası yükselmez; dostluk, dayanışma ve ortak yaşam ideali yeniden filizlenir.

Bugün hâlâ suyun altındaki o sessiz adaya kulak verirseniz, belki siz de duyarsınız: Bir çocuk kahkahası, bir kahve sohbeti, bir eski şarkı... Hepsi hâlâ orada. Bekliyor. Bir gün yeniden hayat bulmayı…

Paylaş:
İlmia Süleyman Kılıç

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz