İlmia Süleyman Kılıç & Kaybolan Ruhlar mı, Doğan Yıldızlar mı?

Bir metro vagonunun içindeyim. Hızla geçip giden tünellerin arasından yankılanan bir ses doluyor vagona. Genç bir adam, elinde eski bir gitarla, bastırılmış bir umut gibi gözlerimizin içine bakarak şarkı söylüyor. Ardından, alışıldık hareket: küçük bir plastik kap, vagonun içinde dolaşmaya başlıyor.
Bu sahneye, metropol yaşamının sıkıcı rutini içinde o kadar alıştık ki, artık kimse şaşırmıyor. Kimi kulaklık takıp duymazdan geliyor, kimi gözlerini kaçırıyor, kimi de bir iki bozukluk atıyor — hem vicdanına hem sessizliğe sus payı.
Ben müziği severim. Hem de çok. Müzik, insanın ruhuna dokunan en kadim dillerden biridir. Ama içimdeki bir ses hep şunu fısıldıyor: Müzisyenin yeri sahnedir, sokak değil. Ruhları besleyen o ilahi sanat, kalabalığın gürültüsü içinde eriyip gitmemeli. Ezgiler, metro uğultusuna karışmamalı. Müzik, bir ruh çağrısıdır. Bizi yukarıya, öze, içe taşımalıdır. Ama burada, yerin altındaki bu metal kutuda, o çağrı zayıf düşüyor.
Belki bu düşünceye bazıları tepki gösterecektir. “Sahne bulamayan, imkanı olmayan ne yapsın?” diyeceklerdir. Elbette haklılık payları var. Ama burada meselem, bireylerin çaresizliğinden çok, sistemin ruhları nasıl bastırdığı. Sanatı, sokakta boğacak kadar acımasızlaştırdığı...

Şamanlar eski çağlarda müziği sadece eğlence değil, bir şifa aracı olarak görürlerdi. Davulun ritmiyle ruhları diğer alemlere taşıyan, sesle hastalıkları söküp atan insanlar... Onlar için müzik, ilahi bir araçtı; sıradanlaştırılamaz, değersizleştirilemezdi. Şamanın müziği, bir törenin içinde, belli bir niyetle, belli bir alanın kutsallığıyla çalınırdı.
Bugün o kutsal alanlar, AVM’lere ve kalabalık caddelere terk edildi. Şifa veren ezgiler yerini para için çalınan melodilere bıraktı. Müziğin ruhu, geçim derdine kurban edildi.
Ama sonra içimde başka bir ses de beliriyor... Belki de bir yıldızın ilk kıvılcımı tam da burada yanıyordur? Kim bilir, o vagonda çalıp söyleyen genç birkaç yıl sonra bir sahneyi dolduracak, binlerce kişinin aynı anda söylediği nakaratlara ilham verecek? Ünlü olmanın yolu bazen tam da görünmez yerlerden geçmiyor mu zaten? Sokağın ortasında, insanların sadece göz ucuyla gördüğü bir yetenek, bir gün bütün ülkenin gündemine oturabiliyor.
Belki bu metro vagonu, onun ilk sahnesidir. Belki de sahne, sandığımızdan daha çok yer kaplıyordur bu dünyada.
Sokakta doğan bir şarkı, sadece bir melodi değildir bazen. O hem sistemin acımasızlığına bir başkaldırı hem de gelecekteki sahnenin ilk provasına dönüşebilir. Kim bilir?
Ben yine de isterim ki müzik, bir niyetle çalınsın. Şamanlar gibi. Çünkü müzik yalnızca bir ses değil, bir çağrıdır. Şifa arayanlara, kendini arayanlara...


