Ana Sayfa / Gündem / İlmia Süleyman Kılıç & Evine Misafir Olmak

İlmia Süleyman Kılıç & Evine Misafir Olmak

27 Kasım 2025 18:090 görüntülenme
İlmia Süleyman Kılıç & Evine Misafir Olmak

Resmi işler için izin alıp düştüm yollara… “Hem tatil hem iş olur” dedim ama bu yolun ağırlığı başka çıktı. Annemle babam vefat ettiğinden beri bir türlü niyet edemediğim, her köşesi çocukluğumun iziyle dolu memlekete gitmek, yıllar sonra beni bambaşka duygularla sınadı. İnsan, ana baba ocağı sönünce birden misafire dönüşüyor. Kendi evimde turist gibiydim; tanıdık ama yabancı, ait ama eksik…

10 Kasım sabahı havaalanındaydık. Saat tam 09.05’i gösterdiğinde siren çaldı. Herkes ayağa kalktı. Yabancı yolcular, olup bitenin anlamını bilmeseler de saygıyla durdular. O an gözyaşlarımı tutamadım. O kısa saygı duruşu bitince fark ettim ki yalnız değilim: Türkiye nefes almaya çalışıyor ama olmuyor… Belki de bu yüzden bu kadar özlüyoruz; ülkemize, kendimize yakıştırdığımız lideri… Hem de çok.

Havaalanı yetkililerinin gişelerden çıkıp bu anı gerektiği gibi sahiplenmeleri tarifsiz bir gururdu. Bu saygı, bu sadelik, bu ortak duygu… insanı derinden etkiliyor.

Köstence’ye varınca derin bir nefes aldım. Gurbetin insanı ikiye bölme hali işte… Ne oralı olabiliyorsun ne buralı. Her iki yerde de yarım, her iki yerde de misafir.

Şehirden bahsedecek olursam, özellikle o Fransız mimarisini taşıyan evlerin dokunulmadan korunmuş olması içimi ısıttı. I. Dünya Savaşı’nda Almanlar ve Bulgarlar birçok yapıyı yıkmış ama kalanlar hala dimdik; gösterişli, gururlu, tarihten bugüne bir tebessüm gibi. Parkların şehre nefes olması, yaz kalabalığının yavaşça çekilmiş olması, yaklaşan kışın Karadeniz kıyılarına bir dede hikmeti gibi gelmesi… hepsi birer tablo gibiydi.

Sonra anne ve babamın mezarlarını ziyaret ettim. Ne yazık ki gördüklerim içimi burktu. Mecidiye Mezarlığı o kadar bakımsız ki… Otlar yolları kapatmış, düzen yok, emek yok. Ailemi bulacağım derken kendimi otlarla sarılmış patikalarla savaştığımı buldum… Küçük bir serzeniş olarak buradan seslenmek isterim: Müftülük, lütfen Mecidiye Mezarlığına bir göz atınız… Orada yatanlar bunu hak etmiyor.

Yolculuğumuz Babadağ’da devam etti. Ali Paşa Camisi ve Sarı Saltuk Dede’nin türbesi… Kaç kez gitmiş olsam da bu defa yüreğin gözüyle bakmaya kararlıydım. Saltuk-name’ye göre Sarı Saltuk 99 yıl yaşamış; zehirle ve hançerle öldürülmüş ama son nefesini vermeden önce kendi katilini de öldürmüş. Bir başka rivayete göre, ölmeden önce yedi tabut hazırlanmasını istemiş; tabutlar yedi ülkeye gönderilmiş. Moskova’dan Polonya’ya, Çekya’dan İsveç’e, Moldova’dan Dobruca’ya uzanan bir efsane… Evliya Çelebi’nin aktardığı “Ölünce yedi tabut hazırlayın, benim için yedi kral cenk etmeli!” sözü de bu inancın kökünü güçlendiriyor.

Balkanlar’da etkisi büyük olan Sarı Saltuk’un türbesi birçok yerde sahiplenilse de genel kabul Babadağ’da olduğu yönünde. Bu topraklara baktıkça, burada yaşanmışlıkların derinliğini, geniş bir coğrafyanın aynı isim etrafında nasıl birleştiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Bu yolculuk bana şunu öğretti: İnsan bazen kendine dönmek için uzaklara gider. Kendi geçmişine misafir olmak acıtır ama aynı zamanda iyileştirir. Ve bazı şehirler, bazı mezarlıklar, bazı türbeler… insana hem kim olduğunu hem de nereden geldiğini hatırlatır.

Ben hatırladım. Ve iyi ki gittim…

Formun Üstü

Formun Altı

Paylaş:
İlmia Süleyman Kılıç

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz