İlmia Süleyman Kılıç & Dans Eden Direniş, Ritimle Gelen Umut

Nijeryalı Chello’nun, “My Darling” şarkısını kulaklarımda taşıyarak, sokaklarda dans ede ede, gülümseye, gülümseye yürüyorum… Şarkının ritmi adımlarıma, melodisi içime karışıyor…

Dünya haritasına baktığınızda Afrika’nın büyüklüğü göz kamaştırır. Ancak tarih kitaplarında bu devasa kıta çoğu zaman yalnızca acıların, savaşların ve yoksulluğun fonunda anlatıldı. Fransa, Afrika’daki sömürge yönetimlerine 1960’lı yıllarda resmî olarak son verdi ve birçok Afrika ülkesi bağımsızlığını kazandı. Ancak bu bağımsızlık büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı. Fransa, askeri üsler, ekonomik anlaşmalar, para birimi kontrolü (CFA Frangı) ve siyasi müdahalelerle Afrika üzerindeki etkisini sürdürdü. Bu durum, “yeni sömürgecilik” olarak adlandırılıyor. Günümüzde ise birçok Afrika ülkesi Fransa’ya karşı tepki gösteriyor, askerî varlığını istemiyor ve ekonomik bağımsızlık için adımlar atıyor. Kısacası, Fransa resmî olarak Afrika’yı özgür bırakmış görünse de etkisi uzun süre devam etti ve bugün hâlâ tamamen sona ermiş değil.
Sömürgeciliğin cetvelle çizdiği sınırlar; birbirine yabancılaştırılan halklar, bastırılmış kimlikler ve unutturulan kültürlerle dolu bir geçmiş bıraktı geride. Ama şimdi yeni bir hikâye yazılıyor. Bu kez ellerde silah değil; müzik, dans, telefon kamerası ve özgüven var. Afrikalı gençler tüm dünyaya kendi dillerinde, kendi adımlarıyla şunu söylüyor: “Biz de buradayız. Geçmişimizi biliyoruz. Ama geleceği biz yazacağız.”
Nijerya’dan doğan Afrobeat, Güney Afrika sokaklarından yükselen Amapiano… Eskiden sadece yerel radyolarda duyulan bu tınılar bugün dünya müzik listelerini zorluyor. Ama bu şarkılar yalnızca kulaklarımızı değil, hafızamızı da zorluyor. Çünkü bu melodiler, Afrika’nın bastırılmış kimliğinin müzikal bir ayaklanması gibi. Sanki diyorlar ki: "Sömürgecilik sadece topraklarımızı değil, ruhumuzu da işgal etti. Şimdi onu geri alıyoruz." Dolayısıyla bu müzikle gelen direnişi alkışlıyorum…
Afrika sokaklarında dans eden çocukları ya da gençleri sıkça görürsünüz. Bu yalnızca bir eğlence değil; aynı zamanda bir iletişim biçimi, bir anma ritüeli ve bir başkaldırıdır. Pandemi döneminde dünyayı saran “Jerusalema” dansı da aslında Afrika’nın enerjisini ve direncini yansıtan bir varoluş ilanıydı. Ancak çok az kişi fark etti: O dans, bir halkın kendini yeniden hatırlama çabasıydı.
Geçenlerde Sudan’dan gelen ve burada okuyan bir arkadaşım kendi ülkesindeki kültürel dönüşümden bahsetti. Gözlerinde hüzünle karışık bir mizah vardı. “Bizim toplum karışık” dedi. “Bir kısmımız Arapça konuşuyor, Müslüman oldu; diğer kısmımız ise kendi özünü korumaya çalışıyor.” Ona sordum: “Peki folklorunuz nedir? Geleneksel danslarınız, giysileriniz?” Kafasını eğip gülümsedi ve sadece şöyle dedi: “Folklor nedir?” Romanya’dan, Türkiye’den örnekler gösterdim. O zaman anladı ve bana birkaç eski video açtı. “Bak, bu bizim eski kıyafetimizdi,” dedi. “Şimdi bak, fistan giyiyorlar. Dans dedikleri şey de sadece omuz sallamak artık.” Sonra durdu, gözleri uzaklara dalmış bir tebessümle bana döndü. “Dostum… üzgünüm…” dedim. Başımı eğdim. O an, kelimelerin sustuğu yerdi. Çünkü bir halkın kendi köklerinden koparılışına tanıklık etmek, sadece tarih kitaplarında okunarak değil; yaşayarak, hissederek anlaşılır.
Bugün, Afrika’nın birçok yerinde savaş hâlâ sürüyor. Sudan’da kabileler birbirine düşürülüyor, Kongo’da yer altı kaynakları uğruna insanlar ölüyor. Nijer, Mali, Burkina Faso’da halklar Fransız askerlerini ülkelerinden gönderdi ama hâlâ gerçek barışı arıyor. Bu savaşların çoğu dış müdahalelerle başladı ama yaraları hep içeride kaldı: kültürel bölünme, kimlik krizi, yabancılaşma.
Bugün ise gençler sosyal medya sayesinde kendi seslerini yeniden buluyor. TikTok’ta bir dansla, YouTube’da bir şarkıyla, Instagram’da bir geleneksel kıyafetle... Artık sadece izlemiyorlar, anlatıyorlar. Sadece tüketmiyorlar, üretiyorlar. Sadece hayatta kalmıyorlar, kültürlerini yaşatıyorlar.
Evet, belki bugün bazı gençler sadece omuz sallıyor gibi görünüyor. Ama kim bilir… Belki de o küçük omuz hareketi, bastırılmış yüzyılların ardından gelen bir özgürlük kıpırtısıdır. Belki de bu sadece bir dans değil, Afrika’nın yeniden ayağa kalkışıdır. Ve onlar söyledikçe, anlattıkça… Kıtanın gerçek sesi, ritmi ve ruhu yeniden duyulmaya başlayacak…
Not: Üniversite eğitimini burada tamamlayıp hayat mücadelesi için uzaklara giden Sudanlı dostum Mowsi’ye…


