Ana Sayfa / Gündem / İlmia Süleyman Kılıç &  & “Bir Ülke Gençliğini Neden Kaybeder?”

İlmia Süleyman Kılıç &  & “Bir Ülke Gençliğini Neden Kaybeder?”

18 Temmuz 2025 11:310 görüntülenme
İlmia Süleyman Kılıç &  & “Bir Ülke Gençliğini Neden Kaybeder?”

İçimde kaldı...
Ara ara hatırlar, hala içim sızlar.
Çünkü o günlerden aklımda sadece sloganlar, yürüyüşler ya da fikir çatışmaları kalmadı — bir sınıf arkadaşımızın eksikliği kaldı, bir dostumuzun sessiz intiharı, vedası kaldı. Belki kimse duymadı, belki kimse anmadı... Ama ben unutmuyorum. Hayat, bu yazıyı kaleme almam için içten içe zorladı beni. Bir tür manevi borç gibi hissediyorum bunu. Belki geç kaldım ama geç kalmak hiç yazmamaktan daha hafif gelir insana.

“Acılar milli midir?”
İlk bakışta sade bir soru gibi görünür. Ama üzerine biraz düşündüğünüzde, aslında ne kadar zor bir yanıtı olduğunu fark edersiniz. Acı insanidir; evrenseldir. Ama bazı acılar, devletler tarafından sahiplenilir, kutsanır, anıtlaştırılır. Kimileri ise sessizce kaybolur. Sahipsiz bırakılır. Görmezden gelinir.

Ben 1990’larda Türkiye’de üniversite öğrencisiydim... Komünist bloktan çıkan bir ülkeden gelmiştim; orada büyümüştüm. Hayatım boyunca siyasetin dışında kalmak zorundaydım. Ne konuşabilir ne düşünebilir ne de tartışabilirdim. Ne doğru ne yanlış belliydi; çünkü hepsi yukarıdan iniyordu. O yüzden Türkiye’de üniversiteye geldiğimde, gençlerin kampüste, sokakta siyaset yaptığını gördüğümde gerçekten şaşırdım. Bildiri dağıtanlar, yürüyüşe katılanlar, tartışma yapanlar, slogan atanlar… Benim için neredeyse yabancı bir dünyaydı.

İlk başta bu özgürlük hali beni büyüledi. Gençler konuşuyordu. Düşünüyordu. Tartışıyordu. Ama sonra başka bir gerçekle yüzleştim: Bu gençler konuştuğu için cezalandırılıyordu. Okuldan atılanlar, gözaltına alınanlar, dayak yiyenler, hatta kaybolanlar… Varlıklarıyla direnen bu genç insanlar, aynı zamanda sistem tarafından harcanıyordu. Bu bana çok ağır geldi.

Çünkü ben üzülmeye başladım.

Gençlerin siyaset yapabilmesinden değil… Ama gençliğin, sadece siyasete indirgenmiş bir hayat yaşamasından.

Oysa gençler gülmeliydi. Sevmeliydi. Hata yapmalıydı. Deneyip yanılmalıydı. Uğraşsalar bile ideolojilere kurban edilmemeliydi. Kendi kişiliklerini bulmalıydılar. Onlar, gençliğin doğal haklarını yaşamalıydı — kaygı değil, hayal kurmalıydılar. Hayatlarının en canlı yıllarında ölüm korkusuyla, gözaltı tehdidiyle, disiplin cezalarıyla yaşamak zorunda kalmamalıydılar.

Ama Türkiye’nin 90’larında gençlik, ideolojik cephelerde birer piyona dönüşmüştü. Sağcı ya da solcu fark etmiyordu. Herkes bir “dava” uğruna var oluyordu. Ve sonra o dava, genellikle onu savunanı unutuyordu. Bu yüzden bazı gençlerin acısı bayraklara sarıldı, törenlerle anıldı. Diğerlerinin adı ise hiç geçmedi bile.

Ve işte bu noktada "acılar milli midir?" sorusu tekrar dönüyorum.
Evet, bazı acılar millileştirilir. Bazıları kutsanır. Ama diğerleri —o unutulan gençlerinki gibi— sessizce yok olur. Ne mezar taşları olur ne de törenleri. Oysa o gençler de bir şey istiyordu: sadece yaşamak. Belki biraz bağırmak, biraz düşünmek, ama en çok da yaşamak… Ve evet… Acılar millidir.
Çünkü bizden başka kimse acılarımızı bizim kadar derinlemesine anlayamaz, bizim kadar içten hissedemez.
Bazı acılar, sadece o toprakta, o dili konuşanlar arasında yankılanır.
O gençlik, o kayıplar, o sessizlik…
Bir başkasına sadece “haber” olabilir. Ama bize, yara olarak kalır.

Ben bir yabancı olarak o dönemi izledim. Ve hala içimde bir burukluk var. Çünkü gençliğin siyasallaşmasına değil, siyaset tarafından çalınmasına üzüldüm. Herkesin bir görüşü olabilir ama hiçbir genç, sadece bir görüş için geleceğini karartmamalı, hayatını kaybetmemeliydi.

Belki bir gün bu ülke, sadece millileştirilmiş acıların değil, unutulmuş hayatların da yasını tutmayı öğrenir.

Ve belki bir gün, gençlerin ideoloji uğruna değil, kendileri için yaşayabildiği bir ülke olur burası.

Belki bir gün bu ülke, sadece millileştirilmiş acıların değil, unutulmuş hayatların da yasını tutmayı öğrenir.
Ve belki bir gün, gençlerin ideoloji uğruna değil, kendileri için yaşayabildiği bir ülke olur burası.

Paylaş:
İlmia Süleyman Kılıç

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz