İlmia Süleyman Kılıç & Bir Karganın Kanadında: Odin’in Ardından

Kendime, hayatı yeniden tanımaya; daha dikkatli bakışlarla ve daha derin hislerle yaşamaya söz vermiştim. Yeni bir yolculuğa çıkmak istiyordum… ve bu yolculuğa, Odin’le başlamak nasip oldu.
Hayat bazen karşımıza öyle sahneler çıkarır ki, anlamını o anda değil, çok sonra kavrarız. Belki bir anın içinde gizlenmiş küçük bir karşılaşma, belki de bir varlığın sessizce hayatımıza dokunuşu. Bizim için o an, bir cenaze evine aceleyle giderken kaldırımda duran bir yavru karga ile başladı.

Bir duraksamaydı bu. Hayatın hızını kesen, bizi orada, o anda var olmaya çağıran bir duraksama.
O yavru karga, zayıf, susuz ve yardıma muhtaçtı. Karga… İki yıldır okuduğum metinlerden bildiğim kadarıyla sadece bir kuş değildi. İskandinav mitolojisinde tanrı Odin’in iki kargası vardı: Hugin (Düşünce) ve Munin (Hafıza). Onlar dünyayı dolaşır, bilgi ve haber getirirdi. Bilgelik ve farkındalığın kanatlı sembolleri…
O gün, biz de bir mesaj aldık belki: Düşün, hatırla, gör, hisset, af et.
Kargayı eve götürdük. Ona su verdik, mama verdik… ama o bize çok daha fazlasını verdi. Gagasını açıp bizi beklemesiyle bize güveni öğretti. Her sabah oğlum Kaan’ın yatağına konup kendi dilince “uyan” deyişiyle neşeyi, sabahın saf başlangıcını hatırlattı. Oyuncaklarla oynarken çocukluğun hafifliğini, yaşama sevincini gösterdi.
Adını Odin koyduk. Onu oğlumuzun odasında büyüttük, koruduk, sevdik. Birlikte oyunlar oynadık, balkonda yıldızlara baktık. Ama içimizde hep bir his vardı: Bu bir misafirlikti. O burada bizimleydi ama bir gün gitmesi gerekecekti.
Ve o gün geldi.
Uçmayı öğretmeye karar verdik. Onu dışarı çıkardık, yanımızda yemeğini verdik. Ama o uçmadı. Sadece arkamızdan küçük bir ördek yavrusu gibi yürüdü. Ve sonra, bir anda, havada martıların ve kargaların çığlığıyla karışan bir gürültü… Kafamızın üzerinde dönen daireler, gökyüzüne yazılmış bir veda mektubu gibiydi. Sanki annesi ve babası onu çağırıyordu. O gün anlamadık, ama döndüğümüzde balkon boştu. Odin uçmuştu.
Gitti.
Bize veda etmeden. Ama belki de o son bakış, o son sabah ötüşü bir vedaydı. Belki bize düşünmeyi, hatırlamayı, bağ kurmayı öğretmişti. Ve gitmesi gereken yere uçmuştu.
Odin bize şunu öğretti: Her canlının hayatımıza bir mesajla girdiği, her karşılaşmanın bir anlam taşıdığı bir dünyada yaşıyoruz. Belki de kargalar sadece ölümü değil, değişimi, farkındalığı, yeniden doğuşu haber verir. Bazen küçük bir karga, size evrenin büyük sırlarını fısıldar.
Evin içindeki neşe şimdi biraz daha sessiz. Ama balkonun bir köşesinde hâlâ Odin’in sepeti duruyor. Belki bir gün geri döner. Belki başka bir karga bize bakar gözlerinin ta içinden, “unutma” der gibi.
Odin gitti. Ama bizde bıraktığı hafıza, düşünce ve sevgi hiç gitmedi.


