Ana Sayfa / Uncategorized /  İLMİA SÜLEYMAN KILIÇ - ASLINDA NOEL BABA KİMDİR?

 İLMİA SÜLEYMAN KILIÇ - ASLINDA NOEL BABA KİMDİR?

15 Aralık 2024 12:560 görüntülenme
 İLMİA SÜLEYMAN KILIÇ - ASLINDA NOEL BABA KİMDİR?

 

                  Motto: “Ey Tanrı dağında Tanrılaşan soyumuz

Yasanız yasamızdır değişmedi huyumuz...”

                                                                       N. Y. Gençosmanoğlu

Bugün her ne kadar sizi soğuk bir yere davet edecek olursam, sıcacık iki konu ile karşınıza geldim: Ayaz Ata ve ayrılmaz ikilisi Nardugan Bayramı.

Rengeyikleri besleyen, çobanlığı yapan ve kendine ait inanılmaz bir mitolojisi olan halkımızın zannediyorum başka ulusları taklit etme derdi yoktur... Dolaysıyla ister inanın veya inanmayın, mitolojimiz birçok millete ilham kaynağı olup, bizim olanı çok daha güzel değerlendirmiş oldular o ayrı bir konu tabi ki…

Ayaz Ata'nın yardımcısı Karkızı

Haydi, oturduğunuz yerden çaylarınızı veya kahvenizi alınız ve hayal gücümüz ile yola koyulma vakti...Şöyle, kış mevsimi hayal ediniz, kar fırtınası olan bir kış gecesi. Karın yüksekliği dize kadar ve eksi 33 derecede olan Sibirya, Saylan veya Altay dağlarını düşleyiniz.

Örneğin, Saylan Dağları, Türklerin en uzun süre yaşadıkları Ata toprağıdır. Orada hala zamana meydan okumuş, dünyadaki en eski Türk petroglifleri bulunuyor. Doğaya saygı üzerinde kurulmuş bir yaşam ve inanç biçimiyle yaşayan, 10 bin yıldır süre gelen, Kadim Türk uygarlığından bahsediyorum... O bölgenin dağlarını, nehirlerini, koruyan ruhlar vardır diye okumuştum bir yerde...

Kazak şairi Abay Kunanbayev, Ayaz Ata'yı bakınız nasıl tasvir ediyor:

"Ak giyimli gövdeli, aksakallı / Kör ve sağır tanımaz diri canlı

Üstü başı ak kır, rengi soğuk / Bastığı yeri gıcırdatıp, gelip kaldı.

Nefesi tipi, ayazla kar / İhtiyar baba: Kış, gelip hüzün saldı.

Uçmaz külahını ok gibi dimdik yapıp / Ayazla kızarıp parladı.

Bulut gibi kaşları kapamış iki gözün / Başını silkse kar yağdırıp seni zorladı."

Ren geyiğin kökü Orta Asya’ya dayanıyor. Ayaz Ata bu geyiğin çektiği kızağa biner. Sonraları bu geyiğin Hristiyanlarda Noel Baba geyiği sembol haline gelindi. Bu ritüel asıl kökeni Orta Asya’dır.

Kazakistan gençlerin betimlemesi ile Ayaz Ata

Burada önemli gördüğüm başka bir ayrıntı daha, o da Nuray Bilgili’den geliyor: “ Puura adı verilen bazı kutsal geyikler Kamlar’ın (Şamanların) tanrısal yolculuklarında kullandıkları göksel bineklerdir. Mitolojik bir geyik olan Puura üç boynuzludur. Bu Üç Boynuz Umay Ananın üç Boynuzlu Tacını anımsatır...”

İşte, Ren geyiği ile uçma fikri de buradan olsa gerek...Etimolojik olarak “Ayaz”, tüm Türk toplumlarda “yakıcı soğuk” anlamına geliyor. Ayaz Ata veya Ayas Han, Ay’ın ışığından yaratıldığını büyüleyici bir şekilde yeni öğreniyorum... Önemli bir ayrıntı, Ayaz Atamız, Kıdır Ata’nın kardeşidir. Kıdır Ata, bastığı yere çiçek açtırırmış...Ama bu konuyu başka bir gün sizlere daha detaylı anlatırım...

Dönelim Ayaz Ata’ya...Bu mitolojik karakter, Hunlar ve öncesine ait Gök Tanrı inancı ile bağlantısı var. Türkler için her ne kadar Rus kültüründen etkilendiklerini öne sürülse de, aslında Ruslar bizden bu inancı aldıklarını söyleyebiliriz. Hristiyan azizi olduğu yönünde görüşler de vardır. Fakat dilbilimi ve halk kutlamaları bağlamında Türk kültüründe kesinlikle var olan bir karakterdir.

Prof. Özkul Çobanoğlu’na göre, “Eski Türk mitolojisinde yel (rüzgâr) evreni yürüten, oluşturucu bir güç veya bunlara eşit bir ruh olarak yorumlanır. Ayaz (Ayas) ise Türk dünyası kültür ekolojisinin her yerinde, yakıcı, soğuk anlamına gelir. Ayaz’ın oluşumu Ülker burcuyla ilişkilendirilir. Efsaneye göre, Ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğinde ve oradan yeryüzüne soğuk hava üfler ve havalar soğuyup böylece kış olur. Bu bağlamda Ayaz Ata, Türk mitolojisinde önemli bir yere sahiptir.

İnanışa göre Ayaz Han, Soğuk Tanrısıdır. Soğukta zorda kalanlara yardım ediyor, onlara ‘kut’ yani iyi ve güzel baht verir. Ayaz Ata tarihi, geçmiş on bin yıla uzanan Proto-Türk topluluklarında Yel Ana olarak bilinirdi. O dönemdeki Türkler anaerkil bir topluluktu. Ataerkil dönemle birlikte Yel Ata denilmeye başlandı. Zaman içerisinde Ayaz Ata ismi verildi. Türker’de kış dönümü Hunlar döneminde kutlanan bir gelenektir. Türk mitolojisinde hayat ağacının kutsallığı, Gök Tanrı'nın en yüksek tepede yaşadığına inanılır ve özel günlerde hediyeler sunulması bir gelenektir”.

Türker’de Tanrı’ya ulaşabilmesi için en bilge bir varlık olarak gördüklerinden dolayı, Ayaz Ata’nın görevini de onlara yani Kamlara (Şamanlara) verilmişti. Dolaysıyla, günümüzde olduğu gibi, Ayaz Ata, o soğuk ve donuk kış aylarında darda olan hayvan veya insanlara yardım eden bir karakter olmuştur.

Rus Pravda gazetesi ilk defa Ded Moroz’dan bahsedilmişti. Ded Maroz’u kurgularken Türker’in zaten kutladığı Ayaz Ata’dan faydalanmıştı. Hatta bu ilk Ded Maroz’un adı da Türkçe Ayaz Pavloviç Atayev diye verilmişti. Türk mitolojiden faydalanarak, Ded Moroz’a yardım etmesi için yanına Akşeker ya da Karkızı figürü eklenmişti.

Türkler bugüne dek birçok gelenek edindiyse de bunları hep bir neden üzerine kurmuşlardır. Nitekim, 21 Aralık’ı 22 Aralık’a bağlayan gece, en uzun gece ve en kısa gün yaşanır. Gece ve Gündüz’ün savaştıklarını inanmışlar. Yılın en uzun ve en soğuk gecesi olduğundan bazı kayıplar söz konusudur. Uzun ve çetin bir mücadeleden sonra Gündüz galip gelir ve Güneş doğar. Dolaysıyla, Yeni Gün gelir. Altay’da ise bugüne Gün-Güneş der... Aralık 22 sabahı, güneşin doğuşunu yeniden dirilişi sembolize eden bu Yeni Gün’ü kutlarlardı.

Nartugan/Nurtugan, kış gündönümünün en eski Türk bayramıdır (Macarlar buna “karaçun” der). Bu gece en uzun gece olarak kabul ediliyor. İki anlamsal versiyonda yorumlanır: "kara tun"- kara gece ve "kara Shyn"- güçlü bir zirve, tehlikeli bir zirve. Eskiden bu gecede ateş yakılır, yeryüzü ısıtılırdı. Bütün bunlar, doğanın döngüsünde mevsimlerin değiştiğine ilişkin popüler anlayışın kalıntılarıdır.
Bayramın adı olan “Nartugan” ya da “Nurtugan”, günün aydınlık ve karanlık zamanları arasındaki ilişkinin başlangıç ​​noktasıdır. Bu dönemde yılın en uzun gecesinin yerini güneş ışığı alıyor. Kazak Türkçesinde “nart” kelimesi “ateşli kırmızı”, kırmızı anlamına gelir ve sembolik olarak Güneş ışınlarının doğum gününün kutsal bayramını ifade eder.

Her yıl geleneksel olarak kutladıkları Nardugan (Güneşin Doğuşu) kutlamaları yaklaşınca evlerini temizler, arındırırdı. Bayram günü evlerinde bulunan en güzel elbiselerini giyinirlerdi. Tanrı Ülgen’e sunmayı istedikleri hediyeleriyle grup halinde yürüyerek şarkılar eşliğinde yaşadığı bölgedeki en yüksek tepede bulunan en güzel akçam ağacı altında dualar ederek hediyelerini buraya bırakırlardı. Bu olay gerçekleşirken bölgenin en bilgeli ve en yaşlı kişisi, en güzel elbiselerini giyerek bu törene liderlik ederdi. Bu bilgeli kişi, Türk toplumlarının çoğunda farklı adlarla anılmıştır. Fakat genel düşünce ve sonuç, Ayaz Ata isminin verildiğidir.

Genç kızlar ve kadınların Hayat Ağacı motifiyle süslenmiş hazırladıkları bez bantları akçam ağacın dallarına bağlamak için, herkese dağıtırlardı. Törene katılanlar, Tanrı Ülgen’e ulaşmak için hediye ve dileklerini bırakıp ateşin etrafında dönerek, şarkı söyleyip eğlenirlerdi. Eski Türkler Hayat Ağacı dedikleri Akçam ağacı ile ilgili başka inançları da bu ağaç göğü tuttuğunu ve insanların üzerine düşmesini engellediğini yönündedir.

Nardugan Bayramı eğlencesi

Altay’da ise Ağaç süsleme geleneği hakkında yine sözü Altay Tanrıcı ve ulusçu lideri Akay Kine’ye bırakıyorum:

“Güneşe karşı bir ağaç dikilip, etrafında hep beraber 7 kez dönülür. Ağacın etrafında Güneş’e karşı hep birlikte yapılan bu 7 kez dönme ritüeli Erlik Bey’e ulaşmak için yapılır. Çünkü yeraltı 7 kattır. Dönülerek, ağacı değişik şekerleme ve yiyecek ile süsleyerek toprak ile suyun maddi başlangıcına güç verilir. Toprak ve suyun üzerinde Erlik Bey’in hakimiyeti ve gücü vardır. Yıl başında ağaç süslemek geleneği şu anda Hristiyanlarda devam etmektedir. Bu adet onlara bizden gitmiştir.” şeklinde açıkladı. Törenden sonra yaşlı neneler ve dedeler ziyaret edilir ve ailece birlikte yemek yenirdi...” diye anlattı.

Evet, Hunların Avrupa’ya doğru göç edişiyle birlikte bu gelenekleri de buralara getirip güçlü bir şekilde başka uluslara başka kültürlere ulaştı ve buralara da kutlanmaya başladı. Hristiyanlığın doğduğu Kudüs ve Filistin’e kadar ulaşan bu ritüel ile akçam ağacının bu bölgelerde yetişmemesine rağmen ağaç süsleme geleneği de buralara kadar yayılır. Bu Türklerin geldikleri topraklara geleneklerini taşımasının en önemli örneğidir.

Türkolog Murat Açı, “Avrupa Türkler Büyük Bozkır” adlı kitabında şöyle açıklama getirir: “Çam ağacı Mısır’da ve Filistin’de yoktu. İlk Hıristiyanlar bu ağacı bilmezdi. Türklerde ise bu ağaç çok eskiden kutsal sayılırdı. Türklerin kök atası Sakalar’dı. Türkler, Anadolu’ya 1071’de gelmedi, önceden farklı adlarla Anadolu’da hep var idi; Hattitler, İskitler, Kıpçaklar, Peçenekler vb.”

Gün geçtikçe bu Bayramı kutlayanların sayısı artıyor. Macaristan bu Bayramı listesine aldı ve her yıl Karacun (Karascun), yani Nartugan, en önemli bayramlardan biridir. Şimdi Macaristan'da kutlanıyor. Macarlar ülke çapında büyük şenlik ateşleri yakar ve şaman şarkıları söyler. Bu törenin asıl anlamı, ışık huzmesinin yılın en uzun gecesini atlatıp yeniden parlamasına yardımcı olmaktır...İnceliğe bakar mısınız? Yılın en uzun gecesi, en soğuk gecesi ve dünyayı ısıtmak için yakılan ateş…bütün gece sabaha kadar algışlar (dualar) edilirken, yeniden güneşin doğuşu, aydınlığın karanlığı yenerek, anlam yüklediğimiz bu YENİ olan HAYAT size yeni umutların, yeni başarıların, yeni mutlulukların kapınızı açmasını diliyorum. Ne demişti Korkut Ata?

“Yerli Karadağların yıkılmasın!

Gölgelice kaba ağacın kesilmesin!

Kan gibi akan görklü suyun kurumasın!

Kanatlarının ucu kırılmasın!”…

Nardugan Bayramınız Kutlu Olsun!

Kaynak:

Türklerin Ayaz Ata Efsanesi- Bilim ve Gelecek.

Türkmen Türkçesinde Efsanevî ve Tarihî Antroponimlerle Oluşmuş

Fiillere Bilimsel Bir Bakış- Dr. Asım Çağrı Şenol

Gök- Tanrı İnancın Bilinmeyenleri – Günnür Yücekal Arpacı

Türk Mitolojisi- Bahattin Uslu

İşaretler ve Semboller Ansiklopedisi Kazak Kültür Enstitüsü

Paylaş:

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz