İlmia Süleyman Kılıç & "90’lar: & İki Ülke, Tek Ruh"

Zaman, bazı anıları hep taze tutar. Tozu dumana katıp geçen yılların ardından dönüp baktığımızda, bazı dönemler diğerlerinden daha sıcak gelir yüreğimize. 90’lar işte öyle bir dönemdi… Hem Türkiye’de hem Romanya’da genç olmak, bugünün hızına yetişmeye çalışan çocuklardan çok farklıydı. Belki elimizde akıllı telefonlar yoktu ama hayallerimiz vardı; yaldızlı, renkli, samimi hayaller…

Türkiye’de gençlik sokakta yaşanırdı. Mahalle aralarından gelen kahkahalar, ayakkabıların tozu, avuç içi kadar tasolar ve futbol kartlarıydı hayat. Bakkaldan alınan meyveli sakızlar, içinden çıkan sürpriz oyuncaklara duyulan sevinçti. Sokakta geçirilen saatlerin ardından eve dönüp bir kasete Sezen Aksu yüklemek, Walkman’de Tarkan dinleyip hayallere dalmaktı belki de genç olmak. Defter arasında dolaşan gizli notlar, birbirine yazılan uzun mektuplar, mektubun sonuna iliştirilen “hep arkadaş kalalım” cümlesi… Hepsi bugünün kayıp değerleri gibiydi.
Romanya’da ise bir değişim rüzgarı esiyordu. Yeni keşfedilen özgürlük duygusu, gençlerin yüreğine umutla karışıyordu. Batı’dan gelen müzikler – Michael Jackson, Madonna, Roxette – sokaklarda yankılanırken, duvarlara asılan posterlerde yepyeni dünyaların hayali vardı. Sakızlardan çıkan figürler, futbol albümleri, renkli dergilerden kesilen artist fotoğrafları… Her biri bir hayranlığın, bir arzunun yansımasıydı. Bilginin kıymetli olduğu, internetin henüz “efsane” sayıldığı yıllardı. Herkesin zihninde başka bir dünya, başka bir Romanya vardı.
Her iki ülkede de gençler hayata başka türlü bakardı. Daha yavaştı zaman. Her şeyin bir anlamı, bir bekleyişi, bir değeri vardı. Telefonla değil, seslenerek çağrılırdı arkadaşlar. Kapı çalınmadan önce “Aşağı in!” diye bağırılırdı. Fotoğraf çekmek, bir kareyi ölümsüzleştirmekti gerçekten; çünkü film bitince yenisini almak öyle kolay değildi. Her kare özeldi. Tıpkı her dostluk, her anı gibi…
Bugün o günleri hatırlarken, içimizde bir yer sızlıyor. Çünkü o dönem sadece bir zaman değil, bir ruh haliydi. Belki de koleksiyon yaptığımız şeyler sadece oyuncaklar, çıkartmalar ya da posterler değildi… Anı biriktiriyorduk biz. Saf, dokunulabilir, gerçek anılar…
Şimdi ne zaman bir eski kaset görsem ya da bir mektubun sararmış kağıdına dokunsam, hem Türkiye sokaklarında koşturan o çocuğu hem de Romanya’da özgürlükle tanışan o genci aynı anda hissediyorum. Aralarında binlerce kilometre olsa da, aynı dönemin evlatlarıydık biz. Aynı şarkılara gözlerimizi kapayıp, aynı gökyüzüne bakarak büyüdük.
Ve ne olursa olsun, o yıllar bir başkaydı.


