HAMDİ YILMAZ & Medeniyet Krizi mi, Kriz medeniyeti mi?

Gelin bugün bütün aciliyetine rağmen gündelik işlerden uzaklaşarak, kıymetini bilemediğimiz, hatta artık unuttuğumuz Cemil Meriç’in düşünce odağından yola çıkılarak şekillendirilen aşağıdaki metni bir kez daha okuyalım. Daha önce İrade-i Milliye Grup tarafından hazırlanan metin adeta her şeyimizin bir başlangıç noktası niteliğindedir.. Gerçekten bir başlangıç olmasını dilediğimiz metin özetle şu:
(…Kıta’ları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik.
…Bir biz vardık cihanda, bir de küffar... Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.” Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az–gelişmişsin.” Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “Nisân-i Zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız.) (Cemil Meriç - Bu Ülke s. 96)
“Bir azgelişmiş” olduğumuzu kabul edip “Batılılaşmaya” çalıştığımız ilk günden bu yana aydınımızın takındığı tutum ve bu tutumun yarattığı tahribat bugün “gayr-i kaabil-i inkar” bir mahiyet arz etmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi hemen her sorununun doğrudan ya da dolaylı olarak bu tutumla alakası vardır kanaatindeyiz. Karşılaştığımız hemen her meselede suç siyasilere ihale edilmekte, mevcut siyasi otorite el değiştirince sorunlarımız hallolacakmış gibi bir vehme kapılınmaktadır.
Oysa siyaset de bütün olarak bir kültürün parçasıdır ve bütünün bir parçası olması münasebetiyle, onun karakter özelliklerini yansıtmaktadır. İşbu sebeple sorunlarımızın-ki yıllardır fasit siyaset dairesinde döne döne halli çok zor hale gelmiştir- çözümü siyasetin daha üstünde, onu da kapsayan ve ıslah edecek olan bir bakış açısı ile mümkündür. Meselenin adını koymak gerekirse içinde bulunduğumuz durum bir “medeniyet krizidir.” Buna siyaset, kültür ekonomi, felsefe alanlarında “özgün olamama”, “kendimize güvenememe” ve “artı değer” üretememe krizi demek de mümkündür.
Ülke olarak medeniyet ve kültür sahasında “üretim kabızlığı” içerisindeyiz ve bunun sonucu olarak da güncel siyasete haddinden fazla ehemmiyet veriyoruz. Onun her derde derman, her yaraya merhem olacağına kendimizi inandırmak istiyoruz.
Bir medeniyetin taşıyıcısı, bir anlamda o medeniyetin sancaktarı, “aydın” kesimdir. Dolayısıyla bugün üzerine ehemmiyetle eğilmemiz gereken konu “aydın” konusudur..
Yazımızı Cemil Meriç’in aydın tanımıyla noktalıyoruz:
“…Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek. Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine açılan geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken, düşüncenin asaletine sığınarak elini kolunu bağlamak, düşünceye ihanettir.”
(Bu yazı 18.12.2012 tarihinde yayımlanmıştır)


