HAMDİ YILMAZ & Küfür üzerine

Oktay Ekşi, rivayete göre ettiği bir küfre kurban gitti. Oysa, Ekşi çevresinde beyefendi olarak bilinirmiş.
Hiç karşılaşmamız olmadığı için Ekşi’nin beyefendiliğini bilmem. Ama, insan gırtlağına kadar doldu mu, beyefendiliğin gittiğini, küfrün teşrif buyurduğunu bilirim.
Yakası açılmamış küfürlerin gırla gittiği bir coğrafyada büyüdük. Ama çocukken biz de küfür etmez, edenden haz almazdık. Köylü kadınlar beni küfür ettiğimi görmedikleri için severlerdi.
İnsanın dayanamadığı anlar oluyor. Böylesi bir şey geçen yıl benim de başıma geldi. Bükreş’teki Alman Konsolosluğu’ndaydık. Frankfurt’ta günlük gazete basmama, her gün o ülke ekonomisine 1000 Euro’ya yakın bir katkı sağlamama karşılık, Almanya’ya gidebilmem için kırk dereden kırk su getirdikleri evrak üstüne evrak istedikleri günlerdi.
Kraldan çok kralcı Konsolosluğun yerel memuru ile işim bitmiş, çıkmak için kapıya yönelmiştim. Zaten sinirim tepemde, aldığım ilaçların da etkisi ile şirazeyi aşmak üzereydim. Tam o sırada, Türkçe, “Gazeteci Bey siz de mi vize alıyorsunuz?” diye bir ses duydum. Benim tanımadığım, ama belli ki beni tanıyan biriydi. “Bunların ...” diye başlayan okkalı bir küfür savurdum ve dışarı çıktım. Öfkem geçip, aklım başıma gelince kendimden utandım. İçeridekiler Türkçe bilmiyorlardı. Ama o Türk iş adamını hemen bulup, özür dilemeliydim. Öfkeli anımda da olsa bana yakışmayan bir davranış sergilemiştim.
Ama kimdi, bilmiyordum ve tanımıyordum. Günlerce, aylarca bu olayın ezikliğini yaşadım. Kendimden utandım ve kimdi o iş adamı diye kıvrandım durdum.
Derken ülkelerden birinin milli gün resepsiyonunda karşılaştık onunla. Bu sefer simayı da unutmuşum. O hatırlattı. Belki nezaket gösterdi küfrü değil ama Alman Konsolosluğunda karşılaştığımızı hatırlattı. Özür diledim. Bin bir gerekçe sıraladım belki.
***
Adamın biri çok küfürbazmış, ahali dayanamamış Kadı’ya şikâyette bulunmuş. Kadı adamı çağırmış, karşısına oturtmuş, “Bak hakkında onca şikâyet var, ayıp değil mi? Niçin küfür ediyorsun?” diye sormuş. Tam o sırada birisi yalap, çalap, nefes nefese Kadı’nın odasına dalmış. Adamın heyecan ve aceleciliğini görünce, Kadı da küfürbaz da pür dikkat adama bakmışlar. Adam nihayet baklayı ağzından çıkartmış ve “Kadı Efendi, babam öldü. Analığım (üvey annem) bana düşer mi? (Onunla evlenebilir miyim?) diye sormuş. Bizim küfürbaz dayanamamış, “Kadı Efendi, ben işte böyle anasını avradını bilmem ne yaptıklarıma küfür ediyorum” demiş.
(Bu yazı 3 Kasım 2010 tarihinde yayımlandı)


