Ana Sayfa / Gündem / HAMDİ YILMAZ & KINALI PAVYON YA DA 43 YIL ÖNCE

HAMDİ YILMAZ & KINALI PAVYON YA DA 43 YIL ÖNCE

22 Haziran 2021 14:380 görüntülenme
HAMDİ YILMAZ & KINALI PAVYON YA DA 43 YIL ÖNCE

1970 – 1980 arasının Türkiye’sinde gürültülerin ortasında büyümemize rağmen, bizim kuşak pek sessiz kaldı, mütevazılığı elden bırakmadı.

Can verdi, dayak yedi, psikolojik baskının dikâlasını yaşadı ama feveran etmedi, devlete küsmedi. Omuzuna küstü!

Ülkeyi anlattılar, tarihi hatırlattılar, geleceği gözler önüne serdiler ama kendilerini anlatmadılar.

Aradan 43 yıl geçmesine rağmen hâlâ kendilerini anlatma noktasında aynı mahcubiyeti ve çekingenliği yaşıyorlar.

Dün Ahmet Gürsoy’un yazısını okuyunca, yukarıda anlattıklarımı bir kez daha düşündüm. Sevgili Gürsoy’un yazısının başlığı bile bir destan gibi. Mütevazılık, saygınlık, nezaket ve asalet kokusu taşıyor. Kim bilir, Türkiye’nin muhtaç olduğu koku da budur. Başlığa bakar mısınız;

“Size kendimi anlatabilir miyim?”

İş, devletin ilelebedliğine, Türk milletinin sonsuza dek var kılınmasına gelince aslan kesilen, her şeye rağmen birilerinin Babrak Karmal olmasının önüne geçen bizim nesil sıra kendisini anlatmaya gelince böylesine mütevazı olarak kaldı.

50 yaşını devirenimiz bile ilk okul çocukları gibi, “Size kendimi anlatabilir miyim?” diye soruyor. Oysa el oğlu en mahrem noktalarını bile çarşaf gibi seriyor.

Biz bizi anlatmazsak, hatta anlatmayınca birileri bizi anlatmaya kalkıyor ve o anlatılan da biz olmuyoruz.

Gürsoy’a teşekkür ederek, O’nun bahsettiği dönemden birkaç satırı da bu vesile ile ben aktarayım size.

Yıl 1979, aylardan Haziran, Bülent Ecevit başbakan, CHP iktidar olmuştu. Necdet Uğur da Milli Eğitim Bakanı, 23 Haziran 1979 tarihli diplomamda Bakan sıfatı ile onun imzası var.

Ankara’da ele geçiremedikleri fakülte ve yüksek okul olarak bir tek o günkü adı ile Yüksek Teknik Öğretmen Okulu kalmıştı.

Gördüğümüz zulme karşı O’na hitaben bir İstanbul gazetesinde açık mektup da yayınlamıştım.

Ecevit’e ABD’de saldırdıklarında Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı diye ilk biz ayağa kalkmıştık.

O yıl bir tek bizim okul o yılların moda deyimi ile ‘karşıt’ mezun verecekti.

Camiaya moral olur gerekçesi ile mezuniyet gecesi yapmaya karar verdik.

Bunu da öğrenci derneği adına yapabilirdik.

Ortada dernek falan da kalmamıştı. Başkan cezaevinde, başkan yardımcımız kaçak olmalıydı. Sanıyorum ben de Genel Sekreterdim.

İzin dilekçesini yazıp, Ankara Valiliğinden havale ettirdikten sonra Ankara Emniyet’inde bir Müdür yardımcısının oda kapısını tıklayarak içeri girdim.

Dilekçeyi verdim. İzin alma şansımız hiç yoktu.

Adam dilekçeyi okudu, bizim kim olduğumuzu anlamak için adrese takıldı ve derneğin adresini yüksek sesle tekrarladı.

Adamın bir misafiri vardı, söze karıştı ve bana, “Kınalı Pavyon’un üstü mü?” diye sordu. Saniyelik tereddütten sonra “evet” dedim. Adam da “ben bu çocukları tanıyorum. Bunlar iyi çocuklar” dedi. Müdür yardımcısı da işi uzatmadı ve izin imzasını attı.

Oysa, dilekçedeki adres yani derneğimizin resmi adresi bizim kuşağın çok iyi bildiği Ankara Ocağı’nın adresiydi.

Ecevit Başbakan olmuş, Ocağın yerinde de yeller esiyordu. O tanımadığım adama hâlâ minnettarım.

Kınalı Pavyon’u da hep merak ettim ama, levhasını dahi hiç görmedim.

Güzel bir gece oldu.

Biz salonda ayrıldıktan sonra da geceyi yaptığımız salonun bulunduğu MİSK binasını bombaladılar.

Bize sanatçıları da Ahmet Gürsoy’un TÖMFED’i temin etmiş olmalıydı.

(13 Şubat 2011’de ‘Bizim sessiz kuşak’ başlığı ile yayınlanan bu yazı güncellenmiştir)

Paylaş:
Hamdi YılmazKınalı Pavyon Ya Da +3 Yıl Önce

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz