HAMDİ YILMAZ & Etliye de sütlüye de karıştık

Etliye de sütlüye de karıştık!
Aktık ama kokmadık.
Söz konusu Türk Milleti ve Türkiye olunca ne tabanları yağlayıp kaçtık ne de arkamıza baktık kim var diye.
İçinde bulunduğumuz durumun şartlarına da bakmadık. Müsait veya namüsait.
Muhtaç olduğumuz kudreti de nerden aldığımızı dost düşman herkes biliyor.
Bundan birkaç yıl önce düzenlediğimiz gecenin davetiyesini götürdüğüm, şimdi küresel salgına kurban verdiğimiz iş adamımız dedi ki, “Sizi sevenin de sevmeyenin de kabul ettiği bir şey var. Sizin bir çizginiz var ve onu hiç bozmadınız.”
Bir başka iş adamımız da “Siz misyoner misiniz?” diye sormuştu.
Her neyse, şimdi geleceğe bakma zamanı.
***
İki binli yılların başıydı. Gece saat dört sularında Esenboğa Havalimanında Amsterdam’dan gelecek uçağı bekliyordum. Baskısını Ankara’da yaptığımız bir derginin dokümanlarının bulunduğu CD gelecekti.
Ne olur ne olmaz uçak erken gelir mantığı ile alana oldukça erken gelmiştim. Yolcu çıkış kapısında benimle birlikte Hollandalı bir adam da bekliyordu. Yüz aşinalığımız olduğundan benden yardım istedi.
O yıllarda yabancı uçaklar C Terminaline iniyordu. Biz de o çıkış kapısında bekliyorduk. Hollandalı bir araç kiralamış, araç kendisine saat 3:30’da alanda teslim edilecekti. Ama araç gelmemişti. Acaba A veya B terminaline gitmiş olabilir miydi? Bunu öğrenmenin bir yolu var mıydı?
Kapıda bir Gümrük memuru vardı, rica ettim. Adamcağız bayağı uğraşmış, sonuçta aracın oralara da gelmediğini öğrendik.
Hollandalıya elinde bir belgenin olup olmadığını sordum, vardı. Oradan aldığım telefonu aradım. Bir bayan açtı, durumu anlattım bir erkeğe verdi. Adama ağzımdan geleni söyledim. “Biz onun saat beşte geleceğini biliyorduk” filan diye yalan söyledi.
Sonuçta araç geldi. Kapısının birisi içeri göçmüş Şahin marka bir oto idi. Hollandalı aracı teslim aldı.
Gümrük memuru çok çabalamış, Hollandalı da bunu görmüştü. Aracı alıp giderken Hollandalı dedi ki, “Ülke güzel, insanlar güzel ama sistem yok!”
Neyse Hollandalı gitmiş ben bekliyordum. Oto kiralama firmasının sonradan sahibi olduğunu öğrendiğim kişi aradı. “Yanındaki Hollandalıyı versene!” dedi. Gittiğini söyledim. Ankara’daydım ama Hollanda’da yaşadığım için telefon numarası Hollanda numarası idi. Oto kiralayan adam benim numarayı Hollandalıya ait sanıyordu.
Olmadığını öğrenince, “Sen babanın hayrına mı o kadar dakika konuştun Hollanda numarası ile?” diye sordu.
O yıllar Türkiye’de yabancı ülke numarası kullanmak çok pahalıydı.
Oto kiralayan adama evet dedim. “Babamın hayrına kullandım! İnsanlık öldü mü? Ben de o adamın ülkesinde yaşıyorum, bu durum benim başıma gelseydi..” vs şeklinde konuştum..
Sonra o oto kiralayan adamla Amsterdam’da bir seyahat acentesinde karşılaştım. Bastırdığı reklam broşürlerini dağıtıyordu.
Hepsini unuttum ama, Hollandalının “Ülke güzel, insanlar güzel ama sistem yok!” sözünü asla unutmadım.
Güzel insanlar ülkesi Türkiye.
Hollandalının “yok” dediği sistem adım adım genç Türk profesyonelleri tarafından kuruluyor.
Etliye de sütlüye de karışışımız biraz da bundandır.


