HAMDİ YILMAZ & Almanlar lakaplarını başkasına takmayı pek sever

Yakında, her biri birer Türk boyu, Türk soyu olanlar için “Türkiye, Oğuzları asimile etti” veya “Türkiye, Avşarları asimile etti” ya da “Türkiye, Türkmenleri asimile etti” gibi saçmalıkları tartışmaya başlarsak hiç şaşırmayın.
İş oraya doğru gidiyor çünkü.
‘Atının alnı çakar, lakabını ele (başkasına) takar” özdeyişimize en uygun politika güden devletlerin başında Almanya gelir.
Alman devlet haber kurumu Deutsche Welle, yarım asırdır vakıfları ile dünyanın parasını harcayarak hazırladıkları kin yumağını yuvarlamaya başladı.
Almanya’da yaşayan bir Türk’ün Türkiye’deki eşini yanına alabilmesi için Türkiye’deki eşe bile Almanca bilmesini şart koşan ülke Almanya değilmiş gibi resmî haber kurumu DW kalkmış, “Türkiye, Çerkeslere asimilasyon uyguluyor!” diyor.
El insaf diyeceğim ama, kime diyeceğim?
Tarihçi İlber Ortaylı’nın dediği gibi Almanlar kendilerine suç ortağı arıyorlar. “Almanlar” diyerek genellemek ne kadar doğru sorusunu kendime sormadım değil, sordum. Ancak bunun bir Alman devleti politikası olduğunu bildiğim için genellemekten bir sakınca görmedim.
Bakın size bir şey anlatayım:
YIL 1996.
Almanya’da ‘Türkiye Araştırmalar Merkezi’ diye vakıf varî bir kurum vardı. Başındaki Türk kökenli Prof. da Almanya’da baskısı olan gazetelerin birinde haftada bir köşe yazısı yazıyordu.
Türk kökenli bir Alman da Almanya’da yanlış hatırlamıyorsam ismi “Alman Demokrat Partisi” olan siyasi parti kurmuştu.
Baktım, bizim Prof. Her hafta bu parti kuran Türk’ü eleştiriyor. Her hafta ama her hafta. Birkaç ay böyle devam etti.
Parti kuran Türk’ü tanımıyordum, ancak ötekinin eleştirilerine bakınca işi anladım. Ve bir köşe yazısı yazdım.
Elimde hiçbir veri olmadığı için, Türkiye Araştırmalar Merkezi adlı kurumun adını tersine çevirerek Türkiye’de “Almanya Araştırmalar Merkezi” adlı bir kurum varmış gibi bir yazı yazdım. Ve olayı tersten anlattım.
Ertesi günü bizim Prof. İşi anladı ve “Çayını içmeye geliyorum” diye telefon açtı.
Adamı ağırlayacak bağımsız bir bürom bile yoktu. Uçak bileti satan bir büronun içerisinde mini minnacık bir odada çalışıyordum.
Sefaletimi görmesin diye “Siz bizim büyüğümüzsünüz, sonra gelirsiniz, ben size geliyorum” diyerek önüne geçtim ve kalkıp Prof.’a gittim.
Ayakta karşıladı beni. İkimiz de gergindik, ayak üstü tartışmamıza girmeyim. Gerginlik geçince, bana Türkiye’nin neresinde ne kadar “Çerkes” yaşadığını sordu.
Demem o ki, Almanya taa o yıllardan beri çalışıyor. Biz o tipleri sezen, yaptıklarını bilen ve deşifre eden milli unsurlarımızı bile yaşatamadık.
Benim yazıdan sonra o Prof.’un Almanca yazdığı kitaplarda neler neler yazdığını sağ olsun okurlarımız bana gönderdiler.
Türkiye’de üzerinde çalışacakları 36 etnik köken bulmuşlardı.
Biliyor musunuz?
Almanya işi bitince o Prof.’u bile harcadı. O prof’u savunan bir yazıyı Romanya’da yazdığımı hatırlıyorum.
Kaba olacak ama kendi kıçındaki hezen sapını görmeyip, Türkiye’nin gözünde saman çöpü arayanlara ne denir bilmem.
Kürt -Türk diye yiyemedikleri haltı şimdi “Çerkescilik” oynayarak mı yiyecekler?
DW’nin haberini okuyunca aklıma 1970’li yılların sonunda balıkesir’de yaşayan bir şairimizin bizim edebiyat dergisinde yayınladığım şiirinden bir dörtlüğü hatırladım:
“Hasan baba çarşısında bir güzel
Yörük mü, Çepni mi, Çerkes mi bilmem.
Bağlamış saçları gönlümü tel tel
Ben yanmışım ama, herkes mi bilmem.”
Siz kimi kimden ayrıştıracaksınız yahu?


