Hamdi YILMAZ & Ah şu Türkler ve Mommo

ON YIL ÖNCE
Sizin, körkuyuya kendi attıkları taşı çıkartmaya çalışanların çabalarını seyir için önceki gün ekran başına üşüştüğünüz saatlerde biz Romanya’da Slatina Film Festivali’nin Galası’ndaydık. Atalay Taşdiken’in “Mommo” adlı filmi aralarında Fransa, Belçika gibi ülkelerin de bulunduğu 11 ülke filmlerinin arasında birincilik ödülü almıştı.
Türk gazeteci olduğumuz anlaşıldığı an filmcilerin adeta ilgi saldırısına uğradık. Biri Attila Dorsoy’un arkadaşı olduğundan bahsederek, İstanbul dışında bir yere gidemediği için hayıflandı.
Uzak maslardan bir kadın çocuk şivesi ile “Hoş geldiniz Efendi” diye seslenirken Saray Sultanları gibiydi. Hepsinden önemlisi Belçikalı ve Fransız filmcilerinin de ilgi odağı oldum. Bu hoşuma gitti. Tabii bu ilgi Türkiye, Türklük ve gündemdeki “Mommo”ya gösterilen ilgiydi.
Mommo’ya verilen festival birinciliği ve Jüri özel ödüllerini almak da işadamı ve Romanya Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Ali Baraş’a düşmüş. Emekli öğretmen olan Baraş geriden gözüktüğü kadarı ile ilgi sarhoşuydu. Festival Organizatörünün özel ilgi ve koruması altındaydı. En şaşkınımız da Baraş ile birlikte Sinema salonuna gelen üçüncü Türk, işadamı Aldulkadir Bey olmalıydı. O da Baraş’a gösterilen ilgiye şaşkındı.
1 Ekim 2010’da Mommo’yu Bükreş Büyükelçiliğimizde seyretmiş, ardından da bir yazı yazmıştım. O yazının bazı bölümlerini aktarmak istiyorum:
Hiç kaybolduğunuzu hissettiniz mi, yada kaybolmuş kendinizi bulmuş gibi sevinç duydunuz mu bilmem..
Sovyetler Birliği yeni dağılmıştı. 1993 yılında halen Rusya Federasyonu içerisindeki Yakutistan Özerk Cumhuriyeti’nin Eğitim Bakanlığı’nın Bakan’dan sonraki ikinci ismi Olga Çorosova ile Hollanda’da bir hafta kadar birlikte olmuştuk. Çorosova bir konuşma sırasında, “Sovyetler bizim beynimizi boşalttı. Ama doldurmaya ömrü vefa etmedi. Önümüze konan en büyük hedef iyi bir Rusça konuşmak şeklindeydi” demişti. Sovyetler dağılınca kendi kimliklerinin peşine düşüşlerini anlatırken duygulandığı bir an da, “belki benim adım ‘Olga’ değil de ‘Sevgi’ olacaktı” diye iç geçirmişti. Olga Hanım bu yüzden kendini bulmadan önceki kaybına hayıflanıyordu.
Malum, Romanya’da 70 bin civarında Evlad-ı Fatihan ve Tatar Türkü azınlığımız var..
Bunların büyüklerini başta Büyükelçilik olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerimizin etkinliklerinde görüyorduk. Ama, gençlere pek rastlayamıyorduk. Bu eksikliği öteden beri hissettiğini bildiğimiz Büyükelçi Ayşe Sinirlioğlu geçen hafta nasıl yaptırdıysa yaptırdı ve 50 civarındaki soydaş gencini Büyükelçilik’de bir araya getirerek onları misafir etti.
Büyükelçilikteki bu buluşmanın psikolojik, sosyolojik pek çok boyutu var. Keşke bunu ortaya koyacak maharetimiz olabilseydi. Hani filmlerde yaşandığını gördüğümüz, “Tatlı şaşkınlık” denen şey gibi bir şey.. Eminim, Büyükelçi Sinirlioğlu’nun bu sürprizi sonucu o gün orada bulunan hepimiz bu tatlı şaşkınlığı yaşadık.
İkinci sürpriz ise seyrettiğimiz “Mommo Kız kardeşim” adlı film oldu. Bir ara bütün saflığımla, “Bu film bizim köyde mi çekilmiş?” diye filmde geçen mekanlara pür dikkat kesildim. 1960’lı yıllarımızı yönetmen Atalay Taşdiken ne güzel sinemaya aktarmış. Doğrusu film bize ikinci defa kendimizi bulma sevinci yaşattı desem abartmamış olurum.
Pazar Akşamı Slatina’da Mommo’ya verilen ödüle biraz da bu açıdan sevinmiş olmalıyım.
(Bu yazı 26 Haziran 2012 tarihinde yayımlanmıştır.)


