Hamdi YILMAZ & AFGANİSTAN’DA YETİŞEN TÜRK EDEBİYATÇILARI

Doğuş Edebiyat dergisinin 1 Ocak 1980’de Kayseri’de yayın hayatına atıldığı günlerde Türkiye, fetret devirlerinden birini yaşıyordu. Günde 30-40 cenaze kalkıyordu. Kayseri gibi yerde Fevziçakmak mahallesine ziyarete gittiğimizde, memur olmamıza rağmen taksiyle gider, dönüşte de önce ev sahibi evden çıkar, taksi bulur gelir; sonra biz evimize giderdik.
Böyle bir ortamda “Gül –bülbül” edebiyatı ile aklı başında hiçbir Türk’ün uğraşması mümkün değildi. Biz de uğraşmadık, uğraşana da karşı çıktık. Dönemin Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak şehit edilmişti.
Köksal Akçalı şiirini yazdı. Namık Kemal Zeybek’in o günden kalma bir sözü var hala yerine getirmedi, o şiiri besteletecekti.
***
Afganistan Ruslar tarafından işgal edildiğinde, bir edebiyat dergisi olarak yapabileceğimiz ne var diye düşünürken, sonraları Osmanlı Arşivleri Genel Müdürü ve Doçent olduğunu öğrendiğim el yazması eser zengini İsmet Demir Hoca’ya “Afganistan’da yetişen Türk edebiyatçıları” adlı dizi yazıyı hazırlamasını rica etmiştim. Hoca harikalar çıkardı, hafızam beni yanıltmıyorsa, Türk edebiyat tarihine damga vurmuş 27 tane isim çıktı ortaya. Mevlana’nın babasından tutun da Kadı Burhaneddin’e kadar. Hala o diziyi kitaplaştıramadığımız için hayıflanırım.
Sonra Esir Türk illerindeki edebiyatçıları gündeme aldık. Onlardan biri ile Bükreş’te karşılaşma mutluluğunu da yaşadım.
Doğuş Edebiyat’ta yayınlanan her hikâye, her şiir dönemin aynasıdır. Köksal Akçalı, “Adaleti gelin ettik dul çıktı / Hürriyet başlığa boynunu büktü” diye ne şiirler yazdı. Cezaevlerindeki eli kalem tutan herkese kapısı açıktı Doğuş Edebiyat’ın.
Cezaevi yazarlarından da, bu günlerin nice ünlüleri var. Göçük, maden ocağında kalanlar gibi milli felaket günleri edebi bir dille nasıl ölümsüzleştirilirse, onu yaptı Doğuş Edebiyat.
Mehmet Delibaş’ın şiirleri hala belleğimdedir. Rasim Deniz’in su yüzüne çıkarttığı yitik edebi değerlerimiz ona keza. Ve isimlerini burada anmam imkânsız nice kalemler.
O dönem Kayseri’nin üçünci sanat merkezi diye anılmasında, Necip Fazıl, Cemil Meriç gibi dönemin devlerinin Kayseri’ye getirileceği ortamın oluşmasında Doğuş Edebiyat’ın iki yıllık ömründe ortaya koydukları unutulamaz. Şimdilerde Kadir Özdamarlar yazıyor. Tamamına ulaşamasam da Hakimiyet gazetesinde dönemin Kayseri’sinin sanat ortamını anlatıyor.
“Yeni Milli Edebiyat akımı” ifadesini yeniden o günlerde Doğuş Edebiyat gündeme getirdi. Tuttu da. Kendi derdimize düşürüldüğümüz günlere denk geldiği için arkası gelmedi.
Halen bana dünyadaki en samimi yayın organı “Doğuş Edebiyat” dergisi gibi gelir.
Ve biliyormusunuz, ülkücü Doğuş Edebiyat dergisinin dizgisini ve sayfa düzenini solcu bir şair ve kendisi de edebiyat dergisi sahibi olan ama, matbaa işçisi olarak ekmek parası kazanan Mehmet Çağlıkasap yapardı. Kendisini minnetle anmayı da bir borç biliyorum.
(Bu yazı 12 Haziran 2012 tarihinde DOĞUŞ EDEBİYATLI GÜNLER başlığı ile yayınlanmıştır.)


