HAMDİ YILMAZ & 30 Yılda aldığımız yol

Avrupa’da gazeteci olarak 29 yılı geride bıraktım.
1990’lı yılların başında ideolojik oluşumlarımızın zirvede olduğu yıllardı. Sağ’ın ağır topları Türk Federasyon, Millî Görüş, ATİB gibi kuruluşlardı. Bunlar bütün Batı Avrupa ülkelerinde teşkilatlıydılar.
Sol’un da her bir renginin uzantıları vardı, ama genelde saygınlığı olan Sosyal Demokrat nitelikli olan kuruluşlardı. Onların da bazıları tüm Batı Avrupa ülkelerinde organize olmuşlardı.
Fakat, doksanlı yılların ikinci yarısına kadar bir iş adamları derneği gördüğümü hatırlamıyorum.
İlki sanırım Düsseldorf merkezli Kemal Şahin’in üyesi yada başkanı olduğu dernekti.
90’lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’de ‘SİAD’ ekli dernekler çoğaldıkça Avrupa’ya yansımaları kaçınılmaz oldu.
İlk göze batanları MÜSİAD’dı.
2 binli yılların başında sadece Almanya’da 100 bini aşkın irili ufaklı Türk firması vardı.
Buna rağmen bu sayının bırakın yüzde birini binde biri kadar üyesi olan bir dernek yoktu.
Devletin ticaret müşavirliklerinin ve ticari ataşeliklerinin varlığını ancak işi düşenler biliyordu.
***
2000 -2004 arası istisnalar hariç, her hafta Ankara – Amsterdam arası mekik dokudum. Hep günde en az 4-5 işyeri ziyareti gerçekleştirdiğim için eksiği gediği her zaman gördük.
Mesela, bir bakıyordum edindiğim izlenime göre Batı Avrupa ile Çin başta olmak üzere Uzak Doğu arasında taşıma krizi çıkmış.
Hollanda’da Almanya’da bunu hissettiğim an ülkemizin dinamik idare edilmediğine hayıflanırdım. Dinamik idare edilebilsek, öylesi anlarda firmalarımız kârlı çıkacağı gibi kriz sonlandığında da kendilerine taban bulmuş olacaklardı. Rüzgâr Türkiye’den yana esiyordu.
Hafta sonu Ankara’ya döndüğümde hafta içindeki gözlemlerimin doğruluğunu da görmüş oluyordum. Batı’nın talebine o süreçte cevap veremediği için sızlanan insanları görüyordum.
Böyle sızlana sızlana bir ömrü tükettim.
Haftalık gazete çıkarttığımız dönemlerde istisnalar hariç, hep Ankara’da baskı yaptık. Hatta günlük Türk Ekspres’i bile Ankara’da basıp Frankfurt’a Lufthansa ile taşımıştım. Kaybımız 3 saatten daha az güncel haber verememekten ibaretti.
İlk günümüzde koskoca Başkent’te boş ‘Gümrük çıkış beyannamesini bulamamıştık. Esenboğa Gümrüğünde olmadığı gibi Ankara Gümrükler Baş Müdürlüğü’nde de yoktu. Allah’ın kâğıdı yoktu! Basmak da yasaktı.
Üstelik, Başbakan’ın TRT-Int’te “Herkes bir yakınına 1000 mark havale etsin!” diye çağrı yaptığı günlerdi. O gün biri Ankara’dan 10 milyon marklık ihracat yapacak olsa Allah’ın boş kâğıdı yoktu ve basmak yasaktı. Eminim yurttaşlarına bin mark havale çağrısı yapan Başbakan’ın da bu durumda haberi yoktu.
Romanya’da da buna benzer pul maceramız var. Tıpkı Ankara’daki gümrük çıkış beyannamesi gibi. Samimi olarak söylüyorum, her ikisi ile ayrı ayrı birer kitap dolduracak kadar macera yaşadık.
Öyle aptalca şeyler yaşadık ki, şimdilerde o günlerin sorumlusu, dizini dövecek birkaç namuslu devlet adamı kalmışsa da faydasız.
Neşet Ertaş öyleleri için “Nice gördüm dizlerini döveni / Giden ömür geri gelmiyor canım” diyordu.
***
Bütün bunları yazış sebebimiz Cuma günü DEİK bünyesindeki kuruluşların video konferans ile yaptıkları toplantılar oldu. DEİK ve türevleri erken toparlanmışa benziyor. Dünyanın her köşesi ile benzer toplantıları yapacak potansiyeli var DEİK’in.
Bundan sonuç çıkarmak, süratli plan yapmak ve kriz sonrası hemen hayata geçirmeyi bakalım bu sefer becerebilecek miyiz?
Koronavirüs sonrasını iyi öngörebilen ve bu öngörüyü hayata geçirebilme becerisini gösteren ülkeler kazanacak.
(Bu yazı 5 Nisan 2020 tarihinde yayınlanmıştır)


