HAMDİ YILMAZ & 1962’NİN BAŞLARI

Necip Fazıl Kısakürek, Hürriyet gazetesinin öldürülen genel yayın müdürü Çetin Emeç’in babası olan Selim Ragıp'ın Son Posta gazetesinde yazmaya başlar. İkisi de cezaevinden yeni çıkmışlardır.
Necip Fazıl, ilk yazısında cezaevinde geçirdiği sıkıntıları anlatarak, "Kırmızı yakalı zindan bekçisi, adımı unuturum seni unutmam! Kırmızı'yı hiçbir yerde affedemedim" der.
Amacı cezaevi yönetiminin hoşgörüsüzlüğünü ve katılığını anlatmaktır.
Devrin ünlü kalemlerinden Bedii Faik ertesi gün kaleme sarılır ve Dünya Gazetesi'nde; "Bir yobaz bozuntusu Atatürk'e hakaret edip bir buçuk yıl hapis yatmış ve sonra çıkar çıkmaz, daldığı zulmeti Tanrının bir ihtarı olacak görecek yerde, el yordamıyla dahi zulmün peşinden yürümekte ısrar eden bir başka zavallının gazetesinde, Atatürk'ün ordusuna, kurmaylarına ‘zindan bekçisi izbandut’ diyebilmekte. Zerre kadar haysiyetten nasibi olan bir insan, değil, kendi ordusunun kurmaylarına, bir düşman ordusunun subaylarına dahi bu kadar hayasızca saldıramaz. Ve daha hazini, bu çakal ulumasından bugüne kadar tam altı gün geçtiği halde, Türkiye'de hiçbir makamın tek kıpırtı göstermemiş olmasıdır. Yazıklar olsun. Bu köpek ulumaları..."
Necip Fazıl bunun altından kalmaz ve,
"Babıali'nin Bab-ı adi cephesinde Dünya isimli, çöp tenekesi boyunda bir kulübeye sığınmış bir köpek vardır ve adı Bedii Faik'tir. Dökük kıllarının her kökünde uyuz kabartıları zıpzıplaşan ve ruhundaki cerahat ağzından dökülen ve hokkasını dolduran bu adi hayvan, fikir adına, hiçbir mahalle itinin tenezzül etmeyeceği küfürlere kadar düşer. Büyük çileler sonu gözlerini kaybeden Son Posta sahibine ‘Kör’ diye küfredecek kadar alçalmış bu hasta köpeğin..." diye karşılık verir.
Ertesi gün Dünya gazetesi okurları, Bedii Faik'in şu yazısıyla karşılaşır;
"Babası, belki krizleri hafifler diye evlendirdiği beslemeye daha zifaf gecesinin sabahında iman tahtasına çökerek, ‘Hani çocuk! Çocuğumu isterim’ diye uluyan bir deli. Ve deli olmasaydı, değil ilk gününde istemek, binlerce dokuz ayı dahi pek kısa bulacağı muhakkak olan o acele beklediği çocuk da kim biliyor musunuz? Necip Fazıl denen deccal yamağı! Soyuna has pişkinlik içinde cinayetini tevile kalkmış. Din ticaretinde sömürdüğü biçarelerin paralarını kumar masasında yerken yakalandığı zaman da; ‘Ben kumarın kötülüklerini yakından tetkik ediyordum’ diyebilecek kadar utanmaz bir şarlatandır bu! Tanrının verdiği ihtarı anlamamazlıktan gelen patronuna gelince Tanrı cezasını vermiştir!".
O günden bu yana yani yaklaşık yarım asrı bulan sürede olup bitene bakarsanız Tanrı’nın kime ceza verdiğini görürsünüz.
(Bu yazı 11 Ocak 2009 tarihinde yayınlanmıştır)


