Ana Sayfa / Gündem / KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 9

KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 9

15 Eylül 2022 14:380 görüntülenme
KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 9

ADA’NIN EN ZENGİNİ ALİ KADRİ, ATATÜRK’LE GÖRÜŞTÜ

Ada’nın en zengini Ali Kadri, Atatürk ile görüşüyor.

Ada-Kaleh patenti müthiş bir şekilde yayılmaya başlamıştı. Ali Kadri kendisine “Tuna’ya hâkim olan bir saray” yaptığında, insanlar, bu “sultan” hakkında, dedikodular yayıyordu. Bu olaya bakıldığında, klasik Türk yapımı olan küçük evler yanında, gerçekten, Ali Kadri’nin evi saray gibi gözüküyordu.

Oysa, gerçek anlamıyla bir saray değildi. Bu eve benzer evler de vardı.

Ada- Kaleh’te biri Camii, biri geçen bölümlerde bahsettiğimiz Beytula Ağa namlı haydudun evi, diğeri ise, Ali Kadri’nin dayısına aitti.

Ada’nın en zengini hale gelmiş Ali Kadri, aslında sıfırdan başlamış biri değildi. Zengin bir dayı tarafından büyütülen, yetim bir çocuktu. Bu zenginliğe ulaştığı anda, Kadri otuz yaşındaydı.

“Sultan” havası, vardı elbet. Nargile içiyordu ve dumanı da, Tuna’nın üzerine atıyordu. Ticari hisselere sahipti, birçok ticarete katıldı. Bazı işleri Ada dışına kadar gitti. Turnu Severin’de kendine ait bankası vardı, rahatlıkla Kral Karol veya Atatürk ile görüşebiliyordu.

Bazı ticari işleri Türkiye’ye kadar uzanmıştı ve Atatürk’ün getirdiği ekonomik reformlar, Kadri’ye uygun gelmişti.

Birkaç senede Ali Kadri’nin hazinesi büyünce, elbette bazı kişilerin ve özellikle solcu grubun dikkatini çekerek, negatif dedikodular uyandırıyordu.

1934’te Brunea- Fox adındaki gazeteci, Ali Kadri hakkında “Bütün Ada, Ali Kadri’nin midesinde oturuyor” diye yazıyordu.

Bu gazeteci, aslında Ada’yı yokluktan, bu Ada’yı unutulmaktan kurtaran kişi Ali Kadri olduğunu bir türlü anlamak istemiyordu.

Yine geçen bölümde, çalışmayı sevmeyen kişilerin de bulunduğunu yazdım. Bu kişiler, eski inançlarıyla yılanlar gibi gölgede oturmayı seven insanlardı. Yeniden yapılanmaya, gelişime katılamayan kişilerdi ve Ada’nın koruyucuları olarak ta Sabri ve Sali İsmail kardeşlerin ruhları olduklarını inanan kişilerdi.

Öte yandan, çalışkan, erkenden uyanan ve evlerinde, kendilerine dükkanlar açan insanlar da vardı. Bütün bunlara rağmen, Brunea- Fox o insanları görmüyordu da, bir tek Ali Kadri’yi görüyordu ve onun hakkında yazılar yazıyordu. Ne tuhaf ve komik ki, aynı gazeteci Kadri hakkında, o çalışmak istemeyen kişileri köle gibi kullandığını yazıyordu. Aynı zamanda, bunları yazarken de, Kadri’nin özellikle Ada’ya gelen yazarlar, gazeteciler veya turistler için inşa ettiği evde kalıyor ve yemeğini yiyordu. G. Lungulescu, “Universul ” gazetesinde, tam tersi Kadri’yi övmekten bıkmıyordu. Anlayacağınız gibi, birçok gazeteci aynı “balıktan” yemek yiyordu.

Bu iki “kıta” arasındaki git gelmelere aldırmadan, Ada- Kaleh, kendi kaderini, çekiciliğini, güzelliğini devam ettiriyordu.

İkinci Dünya Savaşı’na kadar, Ada- Kaleh kişilikli, batılı-oryantal bir şehir haline dönmüştü. Oradaki insanlar, tarihi değerlerin farkına varmış olmakla beraber, Avrupai bir kıyafet ve hareket sergiliyorlardı. Ada- Kaleh markasının da farkındaydılar ve gururluydular. Ada- Kaleh, geleneklerin, egzotik çiçeklerin, parfümlü bahçelerin, neşeli bayramların, aşıkların kaçış yeri haline gelen bir cennetti.

Tek kelimeyle, devrin yazarlarının ifadesiyle, “kaderin üzerine, huzur” gelmişti..

YARIN: ADA- KALEH’E KOMUNİZM BAHTI

Hazırlayan: İLMİA SÜLEYMAN

Paylaş:
Adakale

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz