Ana Sayfa / Gündem / KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 11

KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 11

17 Eylül 2022 15:260 görüntülenme
KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 11

TÜRKLER VE GELENEKLERİ

Türklerin Adakale’de asıl yerleştiği ve ilk nesilden bahsedibeleceğimiz yıl 1739’dur.

Belgrad Barış Antlaşması’ndan sonra Avusturya, Oltenia ve Muntenia bölgelerini kaybediyordu.

Sultan Mahmut burada bulunan kaleyi feth ediyordu. Kale temellerinin üzerine minareli bir camii inşa ediyordu. Sultan Mahmut’un bu fethinden bahsederken, aslında Kaderin bir oyunu olduğunu düşünüyorum çünkü, Türklerin sayısı 2740 olmakla beraber, bir sene sonra Ada’yı terk ediyorlardı.

Daha sonra Sistov Barış anlaşması ile Ada’ya tekrar döndüklerinde Ada’yı bıraktıkları gibi bulacaklardı. Bu yerleşme, Türklerin Adakale’ye tamamen yerleşmeleri anlamına geliyordu. Gerçek kayıtlara göre, Türklerin buraya yerleşim senesi olarak 1793 yılını baz alabiliriz. Yeni bir Ada- Kaleh neslini de, kuruluşunu da, bu yıl olarak kaydedebiliriz.

Bu nesil 230 sene kendini geliştirmeye devam edecekti.

Ta ki, Komunizm dönemi 1969’a kadar. Bilmemiz gereken 1739’a kadar ne Türklerin ne de Avusturyalıların burada herhangi bir yaşamın, hayatın olmasına izin vermediği, kimsenin burada “benim evim var” diyemediğidir.

1739 yılına kadar Ada’da bu şekilde sadece ölüler kalıyordu. Eski mezarlıkta, savaşta şehit düşen askerler vardı ve düşünün şu an onlar sular altındalar.

Ada’daki Türkler, yeniçerlerin müslüman adetlerini devam ettirdiler. Burada, onların yanısıra, Sırplar, Romen-haydutlar ve Tuna etrafındaki diğer milletler de yaşamaya devam etmiştir.

Orşova’da yaşayan iki Türk”ten biri Cafer İslam diğeri de Ursef Durgut. İkisi de mavi gözlü.. Karısız gelen Türk askerler, burada yani Ada’da, kendilerine Romen, Sırp, Macar, Alman eş buluyorlarmış.

Evlenme dairesindeki bir defterlerde, bazı kadınların Vidin, Ruscuk, Tuturkaya, Cladova veya Arnavutluk’dan geldikleri kayıtlıydı. Cafer İslam’ın büyükannesi Alman olduğunu açıklıyordu. Anlaşılan o ki, bu Ada’da beş ülke halkı yaşıyordu: Türkiye, Romanya, Avusturya, Sırbistan ve Bulgaristan.

Bir tarihçi, Tudor adında bir Türk tanıdığını ve eşinin de Romen olduğundan bahsediyor. Turnu-Severin’de yaşıyordu. Tarihçi “ondan ilk erdemli atasözünü duymuştum” diye yazıyordu. Atasözü de şöyleydi: “Atlar ve köpekler istediği zaman ölmez” diye.

Ada- Kaleh’çi olan Hamdi Ali’yle 1990’da görüşen bir başka yazar da, ilk defa Türklerin ne kadar esprili ve Romenlerden hiçbir farkının olmadığını anladığını, tarih kitaplarında verilen Türk imajıyla hiçbir alakalarının bulunmadığının farkına vardığını yazıyordu., Hamdi Ali’ye Ada ile ilgili sorular soruyor, Hamdi Ali kızgın kumda kahve yaptığını anlatıyordu. 1960’larda o da Ada’yı terketmişti.

Bu Ada’da bir düzen vardı. Hiçbir yerde görülmeyen bir düzen: Kuran-ı Kerim’e inanıyorlardı, Sultan için saygıları sonsuzdu, burada doğmuş efsanelerini de kutsal bir miras gibi koruyorlardı. Zengin olan kişi, fakire yardımcı oluyordu. Ada’nın güzelliğinin de buradan geldiğini düşünüyorum. Kendilerince, Ada-Kaleh’li olmanın mutluluğunu yaşamışlar.

1932’lerde Mihai Tican –Rumano adındaki bir yazar, Türklerin bir bayramına katılıyor ve oradaki ortamı, neşeli havaya şaşırıyor: “Kendi müziklerin yanısıra, başka yerden çingeneleri çağırdılar. Türkler, bütün sokaklara dans ederek yayılıyorlardı. Toprağı sertçe basa, basa oynuyorlardı. Buradan da, soylarında olan hakimiyet ve güven duguları doğuyordu, bunu ispatlıyorladı. Romen jandarmalar, bu eğlencenin tadı kaçmasın diye korkuyorlardı. Öte limandan gelen Sırbistan’dan gelen Türkler de bu eğlenceye katılmışlar. Sevinçlerinden uzaktan da olsa Hıristyanlar da nasibini alıyorlardı. Bütün bu olup bitenleri büyük bir hayranlıkla izliyorlardı.”

Tarihi ve oradaki yaşamı gösteren birçok eşya, odalar, kitaplar, Muzeul Regiunii Portilor de Fier (DROBETA TURNU-SEVERIN, Str. Independenţei nr. 2 România) müzesinde bulunuyor. Bu müzede, 1000’e yakın eşya bulunuyor: baş örtüleri, şalvarlar, Türk evindeki bir oda düzeni, mutfak eşyaları, vs.

Kesin olan birşey var ki o da, Türkler’in bu Ada’ya kişilik verdikleri. Kültürleriyle, gelenekleriyle, komşuları olan milletlerle kaynaşmaları ve iyi anlaşmaları, burayı güzelleştirdi. O Osmanlı havasını herşeye rağmen yaşatan bu Türkler, iki, üç yabancı dil biliyorladı ve herkes oarada misafirlerine rehberlik yapabilecek nitelikteydiler. Çok önemli bir ayrıntıyı da eksik etmeyelim, 1930’da, Ortodoks kilisesinin açılmasına da izin veriyorlar. O bir avuç kadar Romen dostları ve komşuları için onlara gereken saygıyı göstererek, kendilerinin huzur içinde yaşamalarına imkan tanınıyordu.

YARIN: MİSKİN BABA

Fotoğraf: Adakale’nin ‘Cennet Toprağı’ olarak nitelenmesi boşuna değildi. Tuna’da eşsiz bir Akdeniz iklimi. Yıl 1962

Hazırlayan: İLMİA SÜLEYMAN

Paylaş:
Adakale

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz