Dilara Pınar ARIÇ & KUL MEHMET SİYAH EBRULARIN DURUBEN ÇATMA

Dil, ait olduğu toplumun en değerli varlığıdır. İskeletsiz bir beden nasıl düşünülemezse, dili sağla[1]m olmayan bir toplumun ayakta durması zordur. Çünkü, dil bir milleti oluşturan en önemli unsurlardan biri olduğu gibi, oluşumu için uzun bir zaman dilimi gerekir. Türkçemiz de, ilk yazılı örnekleri VI. yüzyıla dayanan köklü bir geçmişe sahiptir. Ayinlerde müzik eşliğinde söylenen besteler, Türkçenin ilk edebi mahsulleri olmakla beraber, dilimizin gelişmesinde etkilidir.
Yahya Kemal de benzer bir şekilde, Eski Musiki şiirinde, “Çok insan anlayamaz eski musikimizden/ Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.” der.
Musiki medeniyetin önemli sanat yapıtlarından birisidir. Musiki dilden beslenir. Dil ve müzik insanı etkilemekle beraber insanlığı keyif yaşatır. Müzik medeniyetin önemli ürünlerinden birisidir. Müzik çalışmalarının insanı beslemekle birlikte zekayı geliştiren bir unsurdur. Einstein’ın en büyük icraatı keman çalmasıydı. Müzik zekayı besler.
Merriam müziğin on büyük fonksiyonu olduğunu ifade eder:
• Fiziksel Tepki
• İletişim
• Duygusal İfade
• Sembolik Tanımlama
• Sosyal normlara uygunluğu güçlendirme
• Dini ayinler ve toplumsal geleneklerin geçerli kılınması
• Kültürün devamlılığının ve sağlamlılığının tesis edilmesi
• Toplumsal kaynaşmanın tesis edilmesi
• Estetik zevk
• Eğlenme[2]
Müzik ve dilin, anlaşıldığı üzere medeniyetten izler taşıdığı göz ardı edilemez. Gençlerin eğitiminde de ön plana çıkan müzik, insanı bir neye benzeten medeniyetimizin nesilden nesle taşınmasında en büyük role sahip unsurdur. Dil de müzik sayesinde özellik kazanmaktadır. Ancak, bu özellik olumsuz bir durum da beraberinde getirmekte, dili aynı zamanda yozlaştırmaktadır. Dil ile müziğin ayrı düşünülemeyeceği bir medeniyetten gelmekteyiz. Yunus Emre’lerin diyarı, gönül medeniyeti de diyebileceğimiz, bir medeniyettir şarkılarda anlatılması gereken.
Ancak, son zamanlarda müzik, medeniyet taşıyıcısı dile sahip olmaktan ziyade, bir “gürültüye” dönüşmeye başlamıştır. Tıpkı, Milan Kundera’nın romanında dile getirdiği gibi: “Mutlak çirkinlik, kendisini ilk olarak her yerde birden varolan işitsel bir çirkinlik olarak hissettirmişti: Otomobiller, motosikletler, elektronik gitarlar, matkaplar, hoparlörler, canavar düdükleri…”[3]
Musiki ile insanlar eğlenir, insanlar beslenir. Musiki ile insan yaşamın tadını çıkarır. Musiki bu yönden çok önemlidir.
Güfte Kul Mehmet tarafından yazılmıştır. Sözlerin bestekarı Lemi Atlı’dır. Uşşak makamındadır. Kul Mehmet’in 10 kadar eserinin olduğu söylenmektedir. Kul Mehmed 1605 yılında, Aydın Güzelhisar’daki evinde ölmüştür, mezarının da aynı yerde olduğu tahmin edilmektedir. Hem hece hem aruzla şiir yazmıştır.
Siyah ebruların duruben çatma
Gamzen oklarını aşıka atma
Sana gönül verdim beni ağlatma
Benim gözüm nuru gönlüm süruru
( Siyah kaşlarını durarak çatma, yan bakış oklarını aşığa fırlatma. Sana gönül verdim, beni ağlatma. Benim gözüm nuru gönlümün sevinci.)
Bir od düşmüş dağlar gibi yanarım
Mazul olmuş beyler gibi dönerim
Ay efendim senin yolun önlerim (gözlerim)
Benim gözüm nuru gönlüm süruru
(Bir ateş düşmüş dağlar gibi yanarım. Yerinden uzaklaşmışım beyler gibi dönerim. Efendim senin yolunu gözlerim. Benim gözümün nuru gönlümün sevinci.)
Yemeden içmeden külli beriyim
Senden ayrılalı cansız diriyim
Sinem üstünde bir kuru deriyim
Benim gözüm nuru gönlüm süruru
(Yemeden içmeden tamamen uzağım. Senden ayrılarak cansız diriyim. Gönlüm üstünde bir kuru deriyim. Benim gözümün nuru gönlümün sevinci.)
Öğüttür verdiğim tut benim sözüm
Severim demeye tutmadı yüzüm
Ay efendim benim ay iki gözüm
Benim gözüm nuru gönlüm süruru
(Öğüttür verdiğim tut benim sözümü. Severim demeye yüzüm tutmadı. Efendim, benim iki gözüm. Benim gözümün nuru gönlümün sevinci.)
[1] ARIÇ, Dilara Pınar, 90’lı Yıllardan Günümüze Popüler Müziğin Türkçenin Yozlaşmasındaki Rolü, Dede Korkut Dergisi, 29.07.2015
[2] Çoban, Adnan (2005), Müzikterapi, İstanbul: Timaş Yayınları
[3][3] Yavuz, Hilmi (2010), “Okuma Biçimleri Varlığın ve Sanatın Dili”, İstanbul: Timaş yayınları.


