Ana Sayfa / Gündem / COVID-19'un ekonomik ve sosyal yansımaları ve sağduyulu yaklaşımın önemi

COVID-19'un ekonomik ve sosyal yansımaları ve sağduyulu yaklaşımın önemi

14 Nisan 2020 19:310 görüntülenme
COVID-19'un ekonomik ve sosyal yansımaları ve sağduyulu yaklaşımın önemi

* Türk İş Adamları Derneği (TİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Güven Güngör, koronavirüs salgını ve sonuçlarını Türk iş dünyası için irdeleyen bir makale kaleme aldı. İşte o makalenin ilk bölümü:

Değerli Romanya Türk İşadamları Derneği üyeleri ve iş camiamızın değerli mensupları,

İnsanlık olarak tarihi bir süreçten geçmekteyiz ve bizler bu dönemi yaşayan jenerasyon olarak belki de hayatımızın en dramatik dönemlerinden birini yaşıyoruz. Her gün, gerek yaşadığımız bu güzel ülke Romanya’dan, gerek Türkiye‘den ve Dünya’dan takip ettiğimiz haberler iç karartıcı bir tablo çiziyor. Hatta dünyanın en güçlü devletlerinin ve ekonomilerinin COVID-19 salgın hastalığı karşısında ne kadar çaresiz kaldığını görmek daha da karamsar bir tablo ortaya koyuyor.

Tüm bunlar yaşadığımız sürecin yadsınamaz gerçekleri. Bu gerçekleri kabul edip gereken tedbirleri alarak bu süreci en sağlıklı şekilde atlatmak durumundayız. Yetkili makamlar ve kurumlar tarafından yapılan bildirimler ve yürürlüğe konulan yaptırımlara en geniş şekilde uyarak, bu süreci birliktelik, uyum ve sükunet içinde tamamlamak hepimiz için en yararlı yaklaşım olacaktır. Dolayısıyla, sosyal yaşantımızı olumsuz etkiliyor olsa da alınan tedbirlere katiyetle uyulması kaçınılmaz ve gereklidir.

Bu noktada, kendimiz, ailemiz, çalışanlarımız ve işlerimizin yürüyüşü ile ilgili almamız gereken sistematik tedbirleri detaylı bir şekilde tekrarlayarak zamanınızı almak istemiyorum. Sanırım herkesin zihninde el temizliği ve hijyen, sosyal mesafeyi koruma, çalışanlarımızın sağlığı ile ilgili gerekli hijyenik tedbirleri alma, desinfektasyon tedbirleri, maske ve eldiven kullanımı, işyerlerimizde yapılan işin doğasına uygun olarak çalışanlar arasında mesafe oluşturulması, evden çalışma, tele çalışma gibi kavramlar son dönemde en geniş şekilde yer almakta. Dolayısıyla, devamda yaşamakta olduğumuz sürecin farklı boyutlarına dikkatinizi çekmek arzusundayız.

Bu süreçte, daha önce de değişik dönemlerde karşımıza çıkan bir fenomene dikkatinizi çekmek istiyorum: “Bilgi Kirliliği ve Manüpülasyonu” ve beraberinde gelen “Felaket Tellallığı”. Bu fenomenin en azgın şekilde kullanıldığı mecra ise elbette sosyal medya. Bu nedenle herkese naçizane tavsiyemiz mümkün olduğunca resmi ve kurumsal kaynaklardan açıklanan bilgilere güvenmeleri; “Dünya’nın sonu geldi, bir dönem bitti, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, Dünya’ya kaos hakim olacak, ülkeler savaşa hazırlanıyor, vs...” söylemlerine prim vermemeleri olacaktır. Dünya’nın sonunun geldiği yok, kaos beklenmiyor, salgın sonrasında her şey eskisi gibi olacak. Elbette tedbirler alınacak ve yaşantımızı etkileyecek bazı değişiklikler olacak. Ancak bunların salgın sonrası 2 ay içinde köklü değişiklikler şeklinde tezahür edeceğini düşünmek yanlış olacaktır. Ayrıca yaşanan salgından dersler alınmaması ve gerekli tedbirlerin alınmaması elbette beklenemez. Yaşanan salgından ders alınmaması ve buna bağlı olarak alınacak tedbirlerin yaşantımıza yeni konseptler eklememesi yada günlük yaşantımıza değişiklikler getirmemesi insanlığın gelişim süreci ile ters düşecektir. Umarız ki, yaşanan sancılı süreç insan-doğa ilişkisinin yeniden sorgulanmasına ve çevre dostu yaklaşımların ve teknolojilerin önünün bir nebze daha açılarak daha sürdürülebilir bir gelişme politikasının yerleşimine de ortam hazırlayacaktır.

Sağlık alanına yapılan yatırımların kat be kat artmasına vesile olacaktır. Gelişmiş ülkeler, Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumların sadece statüko aracı olmadığını; gerçekten insanlık için gerekli kurumlar olduğunu ve bilimsel çalışmalara daha fazla kaynak ayrılması ve önem verilmesi gerektiğini görecek ve bu doğrultuda adımlar atacaktır. Şirketler ve Devletler dijitalleşmeye daha fazla odaklanacak ve bilgi çağının kaçınılmaz gereksinimi olarak teknolojiye daha fazla yatırım yapacaklardır. Bu gereksinim, ulusal eğitim sisteminde ve çalışanların düzenli eğitiminde yeni uygulamaları beraberinde getirebilecek ve hantal çalışan şirketler üzerinde, kendilerini dönüştürme baskısı oluşturabilecektir. Endüstri 4.0 ‘ın yıldızı daha da parlayacaktır. Bu durum, Romanya gibi işçi açığı olan ülkelere pozitif yansıyabilecek iken, kalabalık nüfuslu ülkelerde işsizlik sorununu artırabilecek ve Devletlerin sırtına daha fazla sosyal sorumluluk ve maliyet yükleyebilecektir. Ama tüm bunlar COVID-19 sonrası bizim tamamen başka bir dünyada yaşayacağımız ‘artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak’ gibi büyük söylemlerin altını dolduracak eylem yada adımlar olmayacaktır. Zorlukların yanında yeni kolaylıklarda ortaya çıkacaktır. Hayat kaldığı yerden devam edecek ve bizler de ekonomik anlamda aldığımız yaraları ‘sarma’ çabasıyla mücadeleye devam edeceğiz. Nitekim, Dünya’da ve bizleri ekonomik olarak direk ilgilendiren Avrupa kıtasında bir çok ülke COVID- 19 öncesi sosyal ve ticari yaşam koşullarına ve uygulamalarına dönme yönünde kararlar alıp yürürlüğe sokmaya başladılar.

Yaşadığımız salgın sürecinin elbette arzu edilmeyen ve yaşantımızın her boyutunda karşımıza çıkan olumsuz sonuçları vardır ve olmaya devam edecektir. Ancak bu, hiçbir şekilde kaos ortamı ya da yaşantımıza radikal değişiklikler getirecek bir insanlık krizi yaşadığımız anlamında yorumlanmamalıdır. Bilinen insanlık tarihinde, bugün yaşamakta olduğumuz COVID-19 salgını ile karşılaştırılamayacak kadar ağır salgın hastalıklar ve felaketler yaşanmıştır. Bugün yaşamakta olduğumuz salgının hızlı yayılma oranı, sağlık sistemini çöküntüye uğratabilme ihtimali ve benzeri sağlık alanına giren etkileri dışında belki de en tehlikeli boyutu, içinde yaşadığımız bilgi çağı dolayısıyla bilgiye hızlı ve kolay ulaşım olanaklarının yukarıda da belirttiğimiz bilgi kirliliği ve manipülasyonu ile bir araya gelmesi neticesinde oluşan toplumsal panik ve bunun beraberinde getirebileceği sosyal ve ekonomik olumsuzluklardır.

Tekrarla şunu belirtmekte yarar görmekteyiz ki insanlık tarihinde yaşanan çok daha derin travmalar ve felaketler bugün elimizde olmayan teknolojik ve bilimsel olanaklardan yoksun bir şekilde aşılmış; insanlık gelişim ve ilerlemesini daha da hızlı bir şekilde sürdürerek bu olumsuzlukların üstesinden gelmiştir. Bugün yaşamakta olduğumuz epideminin yoğun bilgi yüklemesi dolayısıyla üzerimizde oluşturduğu psikolojik etkiden arınmış bir şekilde değerlendirmesini yapacak olursak, gerek ölüm oranı gerek insan sağlığı üzerinde bıraktığı kalıcı etkiler gibi en önemli göstergeler anlamında, belki ileri bir ifadeyle, normal bir grip salgınından bir radde daha ileri boyutta, ancak çok hızlı yayılması sebebiyle sağlık sistemini çalışamaz hale getirebilen, dolayısıyla hastaların tedavisine olanak bulunamayan bir ortam oluşturan bir virüs salgınından daha fazlası olmadığını, insanlık tarihinde köklü bir değişiklik getirecek bir felaket olmadığını görebilmekteyiz.

Bu noktada, kaybedilen her bir yaşamın hepimiz için ağır bir kayıp ve büyük bir üzüntü kaynağı olduğunu belirtmek isteriz. Bununla birlikte, yukarıda da kısaca belirtmeye çalıştığımız üzere, COVID-19 salgının ne insanlık tarihinde keskin bir paradigma değişikliği getirecek ne de bugün itibarıyla hepimizin yaşantısının radikal şekilde değiştirecek bir nitelikte olmadığını, bu salgının muhtemelen önümüzdeki 3-4 aylık süreçte genel anlamda ortadan kalkması sonrasında hepimizin normal yaşantılarımıza hemen olmasa da kısa bir süre içerisinde geri döneceğimizi hatırımızda tutmakta yarar var.

Paylaş:
Güven Güngör

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz