CCIB’nin Amerika ve Karayipler Çıkartması- 12

Yazan: Ercan Çölmekçi

Premier Group CEO’su • CCIB Başkan Danışmanı
Ekonomik Misyonu Notları- Kasım 2025
Plansız Başlayan Bir Gün, Havana’ya Yakışır Bir Final
Havana’daki son günümüze plansız başladık.
Kahvaltıda bir araya geldik. Masada aynı soru dolaşıyordu:
“Bugün ne yapıyoruz?”
“Plan yok,” cevabı geldi.
Ben de gülümsedim:
“Tamam,” dedim, “o zaman planı ben yapıyorum.”
Bu şehirde plansızlık aslında bir avantaj. Çünkü Havana, kendini anlatmayı seven bir şehir. Yeter ki kulak verin.
Kübalı dostum Alfredo’yu aradım. Kısa bir sohbetten sonra, “Size Havana’yı turistik bir rota gibi değil, benim gözümden anlatayım,” dedi. Bir minibüs ayarladı. Bir saat sonra araç otelin önündeydi. Haritaya bakmadık. Rotayı birlikte, içgüdüyle çizdik.

Castro’nun Evi ve Devrimin Hafızası
Castro’nun evi ve müzesine girdiğimizde, anlatımı Alfredo yaptı.
Ama bu bir rehber anlatımı değildi.
Daha çok, birinin kendi geçmişini anlatması gibiydi.
Girón Çıkarması’nı anlattı.
T-34 tankını gösterdi.
Devrimin nasıl savunulduğunu, hangi hataların yapıldığını, hangi bedellerin ödendiğini…
Burası sadece vitrinleri olan bir müze değil; Küba’nın kendi kendine anlattığı hikâye. Kahramanlık kadar kayıpların da konuşulduğu bir yer.
Mekânda dikkat çeken tek bir heykel var:
Küba’daki tek Fidel Castro heykeli.
Çin Devlet Başkanı’nın hediyesi.
Gösterişli değil. Ama susarak çok şey anlatıyor.

El Memorial Granma – Devrimin Zor Başlangıcı
Granma Anıtı’na geldiğimizde herkes biraz sustu.
1956 yılında Fidel Castro ve 81 devrimciyi Meksika’dan Küba’ya getiren Granma yatı, bugün cam bir fanus içinde sergileniyor.
38 ayaklık küçük bir tekne…
Neredeyse batıyor.
İki gün gecikiyor.
Ve karaya çıktıklarında bekleyen bir zafer değil, bir pusu var.
İlk çatışmalardan sadece 16 kişi sağ çıkıyor.
Aralarında Fidel, Che, Raúl Castro ve Camilo Cienfuegos…
Etrafındaki parkta tanklar, askeri araçlar, Girón’dan kalan izler var.
Burada devrim romantik değil.
Zor, kanlı ve bedelli.

Che Guevara’nın Evi – Sessizlik Bazen En Yüksek Sestir
Che’nin evi büyük bir müze değil.
Gösterişli hiç değil.
Sade. Mütevazı. Neredeyse içine kapanık.
Ama içeri girince insanın sesi kısılıyor.
En çok etkilendiğim şey, annesine yazdığı mektup oldu.
Che, o mektubu hayranı olduğu Nazım Hikmet’in dizeleriyle bitiriyor:
“Yalnız yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim.”
Havana’da, Che’nin evinde, bir Kübalı devrimcinin satırlarında bir Türk şairle karşılaşmak…
Bu bir tesadüf değil.
Devrimler, sürgünler, idealler bazen aynı yerden konuşuyor.

El Cristo de La Habana – Yukarıdan Bakınca
Minibüsle karşı kıyıya geçtik.
El Cristo de La Habana…
Devasa bir heykel.
Ama asıl etkileyici olan, oradan Eski Havana’ya bakmak.
Bu şehri yukarıdan görünce şunu hissediyorsunuz:
Yorgun. Fakir. Eski.
Ama hâlâ ayakta.

Almacenes San José – Küba’nın Renkleri
Almacenes San José’ye uğradık.
Burası bir hediyelik eşya pazarı ama aynı zamanda bir ruh aynası.
Resimler, el yapımı işler, yerel ürünler…
Turistik ama samimi.
Küba’nın renkleri, enerjisi ve yaratıcılığı burada net biçimde görülüyor.
***
Öğle Yemeği – Havana’nın Ritmi
Öğle yemeği için Alfredo’nun önerdiği, deniz ürünleriyle öne çıkan, şık ama abartısız bir restorana geçtik.
Sohbet uzadı.
Zaman aktı.
Havana yine kendi temposunu dayattı.
Burada acele etmek şehre saygısızlık gibi.
***
Havana’da Romanya Milli Günü – Okyanusun Öbür Ucunda Bir Bayrak
Bu yolculuğun en güçlü ve en sembolik anı, hiç kuşkusuz son gecemizdi.
Romanya’nın Milli Günü’nü, Havana’nın en anlamlı mekânlarından biri olan Hotel Nacional de Cuba’da kutladık. Burası yalnızca bir otel değil; Küba tarihinin, diplomasinin ve kültürel hafızanın iç içe geçtiği özel bir mekân. Yıllar boyunca devlet başkanlarını, sanatçıları ve diplomatları ağırlamış bir sahne.
Akşam saatlerinde okyanustan gelen rüzgâr bahçeyi dolaşıyor, Atlantik’in sesi geceye eşlik ediyordu. Okyanusun öbür ucunda, Romanya bayrağı dalgalanıyordu.
Resepsiyon, Romanya’nın Küba Büyükelçisi Sayın Theodora-Magdalena Mircea ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Diplomatik misyon temsilcileri, Kübalı yetkililer, iş dünyasından isimler ve davetliler aynı ortamda buluştu. Havana’da Romanya’ya duyulan saygıyı hissetmek gerçekten çok kıymetliydi.
Gecenin merkezinde müzik vardı.
Romanya’dan gelen sanatçıların sahne aldığı konser, bahçeye yayılan zarif melodilerle çok özel bir atmosfer yarattı. Binlerce kilometre ötede, tanıdık ezgileri duymak insana güçlü bir aidiyet hissi yaşatıyor.
Konuşmasında Büyükelçimiz Sayın Theodora-Magdalena Mircea, kültürün halklar arasındaki en kalıcı bağ olduğunu vurguladı; Romanya ile Küba arasındaki uzun soluklu ilişkilerden, ortak değerlerden ve dayanışmadan söz etti. Söyledikleri salonda karşılık buldu; samimi ve sahiciydi.
Bir ay önce Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. yılını kutlamıştım.
Chicago’da kendi doğum günümü…
Bu uzun yolculuğun büyük finalini ise Havana’da, Romanya’nın Milli Günü’nü kutlayarak yaptım.
İki vatan.
İki bayrak.
İki büyük sevda.
Bunları aynı hayatın içinde, aynı kalpte yaşayabilmek büyük bir şans.
“Țara mea, pământul meu, ești mai mult decât viață.”
— George Coșbuc
Son Söz ve Teşekkür
Bu uzun, öğretici ve çok katmanlı yolculuk boyunca;
başta CCIB Başkanı Sayın Iuliu Stocklosa’ya,
Romanya’nın Küba Büyükelçisi Sayın Theodora-Magdalena Mircea’ya,
Romanya’nın Chicago Başkonsolosu Sayın Lucian Ilie-Stănică’ya ve değerli konsolosluk ekibine,
sahada bizi hiçbir an yalnız bırakmayan tüm diplomatlara,
yol arkadaşlarıma ve ekip arkadaşlarıma
içtenlikle teşekkür ederim.
Ayrıca Barbados’ta ev sahiplikleri ve yakın ilgileri için Konsolos Sayın Ionuț Bârșan’a ve Fahri Konsolos Sayın Oliver Jordan’a özel bir teşekkür borçluyum.
Bu yazı dizisini sabırla okuyan, yayımlayan ve destekleyen Gazete Balkan’a gönülden teşekkür ederim.
Ve son olarak; bu yolculuğu benimle birlikte adım adım takip eden, satır aralarında kendi yolculuklarını bulan tüm okuyuculara da içten bir teşekkür etmek isterim.
İyi ki birlikte yürüdük.
Bu yolculuk burada bitti.
Ama izleri uzun süre kalacak.


