CCIB’nin Amerika ve Karayipler Çıkartması- 10

Yazan: Ercan Çölmekçi

Premier Group CEO’su • CCIB Başkan Danışmanı
Ekonomik Misyonu Notları- Kasım 2025
Havana: Devrimin Şehri, Direnişin Ritmi
Bugün Havana’da ilk defa gerçekten sakin ve rahat bir güne uyandık. Uzun süredir süren yoğun diplomatik ve ekonomik programların ardından, bu şehirde zamanın akışı biraz yavaşlıyor. Öğleye kadar Havana sokaklarında uzun bir şehir turu yaptık; yürüdük, izledik, dinledik ve hissettik.
Havana’yı tek bir cümleyle anlatmak zor. Okyanus kıyısında bir İspanyol kolonisi gibi ama İspanya değil; bir ada ülkesi ama klasik ada rahatlığında da değil; komünist bir ülke ama Rusya hiç değil; eğlenceli ama Rio’ya da benzemiyor. Yemekleriyle, insanıyla, doğasıyla, tarihiyle ve duruşuyla insanın gönlünü çalan bir şehir.
Her köşe başında, her balkonun altında, her küçük kafede mutlaka bir müzik var. Sokaklar bakımsız, binalar yorgun; ama şehir inanılmaz canlı. İnsanlar fakir ama gururlu. Gözlerinde bir hüzün var ama boyun eğmeyen bir bakışla. Marketlerinde gıda sınırlı, eczanelerinde ilaç yok, altyapı sorunlu; ama devrim ateşi hâlâ sönmemiş bir ülke burası. Fidel’leri, Che’leri olan; başkaldırının hafızasını taşıyan bir şehir.

Geçen yıl da bu sokaklarda yürümüştüm. O zaman Havana’yı ilk kez tanımıştım; bu kez ise eski bir dostu ziyaret eder gibiydim. Aynı sokaklar, benzer yüzler, tanıdık müzikler… Ama bu defa daha yavaş, daha bilinçli ve daha doyumlu yaşadım. Havana, ikinci kez gelince daha çok açılan bir şehir.
Hemingway’in Havana’sı
Havana, Ernest Hemingway olmadan eksik kalır. Bu şehir onun sadece yaşadığı yer değil; yazdığı, düşündüğü, balığa çıktığı ve hayatı hissettiği bir sahneydi. Yaklaşık otuz yılını Küba’da geçirmiş olan Hemingway, Havana’nın sembol isimlerinden biri hâline gelmiş.

Cojímar’da balık tuttuğu liman, İhtiyar Adam ve Deniz’e ilham veren deniz; Havana’da uğradığı küçük barlar, dar sokak aralarındaki masalar bugün hâlâ yaşıyor. En sık gittiği iki bar ise neredeyse efsaneleşmiş durumda: El Floridita ve La Bodeguita del Medio. La Bodeguita’nın duvarında hâlâ şu cümle yazılı:
“Mojito’m La Bodeguita’da, Daiquiri’m El Floridita’da.”
Bu söz gerçekten Hemingway’e mi ait, yoksa zamanla güçlü bir pazarlama hikâyesine mi dönüştü, bilinmez. Ama kesin olan şu ki, bugün her iki bar da binlerce insanın rom kokteylleri yudumlamak için akın ettiği yerler. El Floridita’da, barın köşesinde Hemingway’in tam boy bronz bir heykeli durur; sanki birazdan yanına oturup bir şeyler yazacak gibidir.

İlginç bir ayrıntı daha: Hemingway diyabet hastası olduğu için ona hazırlanan Daiquiri’lerde pudra şekeri kullanılmazmış. Küçük ama karakterli bir detay… Tıpkı Havana gibi. Yorgun, sade ama teslim olmayan.
Öğle Yemeği – San Cristóbal’da Küba Mutfağı
Öğle saatlerinde Sayın Büyükelçimizin ev sahipliğinde, Havana’nın en özel ve simgesel restoranlarından San Cristóbal’da öğle yemeği yedik. Burası yalnızca iyi yemekleriyle değil, yakın diplomatik tarihteki yeriyle de önemli. ABD Başkanı Barack Obama’nın Havana ziyareti sırasında yemek yediği mekânlardan biri olması, restorana ayrı bir anlam katıyor.
Eski Havana evlerini andıran kolonyal mimarisi, yüksek tavanları ve sade ama karakterli atmosferiyle San Cristóbal, şehrin ruhunu birebir yansıtıyor. Yemekler son derece başarılıydı: taze balıklar, karidesler, siyah pirinçle yapılan pilavlar ve zengin deniz mahsulleri. Eşlik eden romlar ve beyaz şaraplar da oldukça kaliteliydi. Yemek sonunda ikram edilen purolar ise bu deneyimi tamamladı.
Şeflerin masamıza gelip birebir ilgilenmesi, mutfağı ve kullanılan ürünleri anlatmaları yemeği sadece lezzetli değil, samimi ve akılda kalıcı kıldı.

Akşam – Cabaret Parisien ile Günün Kapanışı
Akşam saatlerinde gün, Havana Büyükelçimizin özel davetiyle şehrin simge mekânlarından Hotel Nacional de Cuba’da tamamlandı. Yıllardır sahnelenen efsanevi Cabaret Parisien gösterisini izledik.
1950’lerden bu yana sahnelenen Cabaret Parisien; salsa, rumba ve Afro-Karayip ritimlerini, renkli kostümler ve güçlü sahne performanslarıyla bir araya getiren gerçek bir Küba klasiği. O tarihi salonun içinde, Havana gecesinin ritmini izlerken şunu hissettim: Bu ülke ne yaşarsa yaşasın, müziğini, dansını ve kimliğini asla kaybetmiyor.
Günü, Havana’ya çok yakışan bu güçlü sahneyle noktaladık.
Yarın:
Havana’da okul ziyareti, Devrim Müzesi ve akşam Birleşik Arap Emirlikleri Millî Günü Resepsiyonu.




