Ana Sayfa / Gündem / Bir İsmin Gölgesinde: Atatürk’ün Işığıyla Aydınlanan Yolculuklar

Bir İsmin Gölgesinde: Atatürk’ün Işığıyla Aydınlanan Yolculuklar

12 Nisan 2025 22:310 görüntülenme
Bir İsmin Gölgesinde: Atatürk’ün Işığıyla Aydınlanan Yolculuklar

"ERCAN ÇÖLMEKÇİ"

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tarihi bir an yaşandı. Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, kürsüye çıktı ve hepimizin yüreğine dokunan şu sözleri söyledi: “Benim kahramanım Mustafa Kemal Atatürk’tü.” Bu cümle, yalnızca bir saygı ifadesi değil, Atatürk’ün dünya halkları üzerindeki etkisinin bir başka yansımasıydı. O an, zihnimde yıllar önce yaşadığım bir anı canlandı.

Yıl 2013’tü. Romanya’da bir ticaret odamızın verdiği bir davette bulunuyordum. Kalabalık arasında zarif duruşuyla dikkat çeken bir diplomatla ayaküstü sohbet etmeye başladık. Kendini tanıttı: “Datuk Mustafa Kamal Nik Ahmad.”

O an içimde bir kıpırtı oluştu. İsmini birkaç kez tekrar ettim. Mustafa Kemal… Bizim kurucu liderimizin, büyük önderimizin adıydı bu. O ismi taşıyan biriyle, bir başka coğrafyada, bir diplomatik davette karşılaşmak tarif edilemez bir heyecandı. O da bu duygumu fark etti ve hafif bir tebessümle anlatmaya başladı:

“Babam İran’da görevliydi. Diplomattı. O yıllarda İran Şahı, Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimleri yakından takip ediyor, ülkedeki modernleşme hamleleri Türkiye örnek alınarak şekilleniyordu. Babam da bu dönüşümün tam merkezindeydi. Atatürk’ün laikleşme, kadın hakları ve eğitim reformlarına hayran kalmıştı. Onu yalnızca bir lider değil, çağın öncüsü olarak görüyordu. Kendi not defterine Atatürk’ün sözlerini, uygulamalarını yazıyor, sürekli araştırmalar yapıyor, kitaplar topluyordu. Zamanla büyük bir hayranı, sadık bir takipçisi haline geldi.”

Sonra derin bir nefes alarak, gözlerimin içine bakarak ekledi:

“Ben doğduğumda hiç tereddüt etmeden adımı Mustafa Kemal koydu. Bu ismi gururla taşıyorum. Çünkü onun vizyonu sadece Türkiye’yi değil, bizim gibi birçok ülkeyi de etkiledi, ilham verdi.”

O akşam orada, bir Türk olarak Atatürk’ün sadece bizim değil, dünyanın farklı köşelerinde de yol gösterici olduğunu bir kez daha gördüm. Tıpkı bugün Endonezya Cumhurbaşkanı’nın evinde Atatürk heykelinin olması gibi… Tıpkı onun her sabah o heykele bakarak ilham aldığını söylemesi gibi…

Geçtiğimiz yıl Küba’nın başkenti Havana’ya yaptığım ziyarette de aynı duyguyu yaşadım. Şehrin bir köşesinde Atatürk büstünün önünde durduğumda, yanıma yaklaşan bir Kübalı genç rehberin söylediği şu cümleyi unutamıyorum: “Atatürk, bağımsızlık savaşının ve halkçı reformların evrensel sembolüdür. Biz onu Fidel gibi, Che gibi biliriz.”

Uzak bir coğrafyada, farklı bir dilde ama aynı hayranlıkla söylenen bu söz, Atatürk’ün sınır tanımayan etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Bazen bir isimden daha fazlasıdır bazı insanlar. Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir isim değil; bir fikir, bir duruş, bir devrimdir. Onun çizdiği yol, sadece bir milletin değil, özgürlük arayan tüm halkların yoludur. Bugün onun adı, hem bir Malezyalı diplomatta hem de bir Endonezyalı devlet başkanında hem de Karayipler’deki bir Kübalının yüreğinde aynı gururla ve hayranlıkla yankılanıyorsa, bu mirasın evrenselliğini anlatmaya gerek bile yoktur.

Bu yazıyı yazma nedenim işte bu tanıklıktır. Bir diplomatik davette, bir yabancı ülkede, bir diplomatın kalbinde; yıllar sonra bir dost ülkeden gelen bir cumhurbaşkanının dilinde; okyanus ötesinde bir Küba sokağında…

Atatürk hep oradaydı.

Paylaş:
Atatürkromanya

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz