AB ülkeleri sığınmacılara karşı caydırıcılık yarışında

*AB ülkelerinde sığınmacılara karşı caydırıcılık tartışmaları alevlenirken Danimarka modeli ön plana çıkıyor
Almanya'da sığınmacı tartışmaları alevlenirken göçün önünü kesmek için farklı modeller tartışılıyor.
Almanya'da sığınmacı tartışmaları, göçmen ayrılıklarıyla bilinen aşırı sağ Almanya için Alternatif (AfD) partisi, ana muhalefetteki Hıristiyan Demokrat Birlik'in (CDU) ardından ülkedeki en güçlü ikinci siyasi parti konumuna yükseldi.
Suriye, Afganistan gibi ülkelerden gelen sığınmacıların yanı sıra savaştan kaçan 1,1 milyon Ukraynalı'nın varlığı belediyelerin de olanaklarını zorluyor. Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'in geçen hafta sığınmacılar konusunda "Sınıra dayandık" açıklamasının ardından eyalet ve federal yetkiliden çok sayıda ayrıntıdan benzer açıklamalar geldi. Başbakan Olaf Scholz da "Bize gelenlerin sayıları, kaldırabileceğimizin çok üzerinde” açıklamasını yaptı.
Almanya'da şu an tüm partiler sığınmacılara karşı daha kısıtlayıcı politikalar konusunda fikir birliğine varmış görünüyor. Bu bağlamda başta Danimarka olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin modelleri masaya yatırılıp tartışılıyor.
Danimarka'daki sosyal demokrat hükümet, yıllar önce göç politikalarını sertleştirerek sert ve kısıtlayıcı önlemler aldı. Sığınmacılara sosyal ödenekler belirgin bir şekilde kısılırken aile birleşimi zorlaştırıldı.

Bu yıl Temmuz ayında iltica yatırımında bulunanların sayısı 6 milyon nüfuslu ülkelerde 183 iken 84 milyon nüfuslu Almanya'da 25 bin 165 civarında.
Avusturyalı göç araştırmacısı Judith Kohlenberger, Danimarka'nın bu tür kısıtlamaların sadece yüzdesel başarının gerçekleştiğini belirtiyor. Kohlenberger, "İnsanların ya hiç gelmemesini ya da gelmiş olanların da daha hızlı bir şekilde istihdama dahil edilmesini hedefliyorlardı. Ama ikinci hedef sadece tam anlamıyla başarılı oldu. Sosyal ödeneklerin kısılmasının sonucu suç oranları azaldı. Ancak bu planlanabilir bir sonuçtu." değerlendirmesinde bulunuyor.
Kohlefelder, "Danimarka modeli’nin tarafsızlığı ise komşunun güvenilir olduğu görüşünde. Danimarka'ya gelenlerin çıkışının, çevre ülkelerinin sığınmacı kabul etmesi sayesinde olduğunu belirten göç araştırmacısı, "Yani göç baskısı başka bir şekilde kayıt altına alındı. Danimarka'ya gidenlerin serbest bırakılmasında, örneğin Almanya'nın sığınmacı kabul etmeye devam etmesi rol oynadı" diyor.
İLTİCA SÜRECİNİN ÜÇÜNCÜ DÖNGÜSÜ
İsveçli göç uzmanı Bernd Parusel, Danimarka'nın aile birleşimine önemli engellemeler sağladığını, Suriyelilerin geçici koruma uygulamalarını kaldırdığını ve ülkelerine geri dönmeye teşvik ettiğini hatırlatıyor. Bunun da ötesinde, Portekiz sığınmacıların Danimarka'daki iltica işlemlerinde işini tamamen engelleyecek bir anlaşmaya da imza atmıştı. 2022 yılının Eylül ayında Ruanda ile imzalanan anlaşmayla, iltica için Danimarka'ya gelenlerin bu ülkelerden geçmesi ve iltica işlemlerinin burada yapılması öngörülüyordu. Benzer bir plan İngiltere'de de hukuki engellerle karşılaşmış ve askıya alınmıştı.
İsveçli göç uzmanı Parusel, Danimarka'nın da Ruanda planını bir süreliğine rafa kaldırdığını belirtiyor. Kohlefelder bunun en önemlisi, ilticacılara hukuk devleti standartları içinde bir iltica sürecinde seçimlerin yapıldığı şeklinde açıklıyor ve Ruanda'nın bu şartlara sahip olmadığını belirtiyor.
İltica başvurularının AB dışında üçüncü boyutta yönlendirilmesi planın örnekte başarılı olmasa da bu yön arayışları Almanya'da da var. Bu planı savunanlar, sığınmacıların korunma özgürlüğün olduğu, ancak ülke seçme hakkının devam ettiğini ileri sürüyor. Bu konuda en sık verilen örneklerden biri Avustralya'dır. Canberra hükümeti, hukuki bir adımla iltica başvurularını Papua Yeni Gine'ye yönlendirmiş ve bu şekilde Avustralya'ya giden sığınmacı sayıları azalmıştı.
SINIR DIŞI TARTIŞMASI
Almanya'da en çok tartışılan konulardan biri de sınır kararları. Almanya'da 2022 yılı sonu açısından sınırlanması gereken 304 binin yaklaşık 248 bini, "müsamaha kayıtları" kapsamında ülkelerde yaşamayı sürdürüyor. İltica talepleri reddedilenler arasında hasta olanlar ya da saklanabilen savaşta mücadele eden kişiler bu grupta yer alıyor. 2022 yılında sadece 13 bin kişinin sınır dışı edilmesini eleştirenler sınır dışı uygulamalarının daha etkin hale getirilmesini talep ediyor.
Bu konuda örnek ülkelerin başında Avusturya geliyor. Avusturyalı göç araştırmacısı Judith Kohleberger ise işin gerçek kısmını şöyle açıklıyor:
"Avusturya'dan sınır dışı işlemlerin son yıllarda arttığı gerçekten de doğru. Ama bu sınır dışı işlemlerin büyük bölümü, ilgili kişilerin diğer Avrupa ülkelerine geçiş şeklinde gerçekleşmesi. İltica başvurusu reddedilip de menşe ülkesine sınırı dışı olanların sayısı çok az."
İsveçli göç uzmanı Bernd Parusel de asıl sorunun AB içinde sığınmacılarla ilgili masraf, sorumluluk ve maliyetlerin dağıtıldığı işler bir sistemin bulunmaması görüşündeydi.
Bu nedenle ülkelerin sığınmacılara ilgi çekici görünmek için tekil aralıklarla yöneldiğini kaydeden Parusel, AB ülkeleri arasında bir nevi "çadırcılık yarışı" yaşandığını belirtiyor. Parusel, Kuzey ülkelerinde sosyal ödemelerdeki kısıntılara gidilrken Yunanistan gibi Güney ülkelerinde de son derece sert önlemlerin uygulandığına dikkat çekiyor.
Alman göç araştırmacısı Petra Brendel de tüm bu çadırcılık yarışında hukukun göz ardı edilmemesi uyarısında bulunuyor. Brendel, "Bu noktada en çok hukuki çerçevelere riayet edilmesi. Yani devletler hukukun, AB hukukunun ve Alman anayasasının gözardı edilmemesi. Ancak pek çok noktada bu durumun dikkate alınması kaydının olup olmadığı bilinmiyor" diyor. (DW)


