Ana Sayfa / Gündem / 18 Mayıs 1944 Dobrucalı Tatar Schindlerler

18 Mayıs 1944 Dobrucalı Tatar Schindlerler

19 Mayıs 2023 11:200 görüntülenme
18 Mayıs 1944 Dobrucalı Tatar Schindlerler

Stalin “Bir insanın ölümü bir trajedi, birçok insanın ölümü istatistik.” demiş. Her işte hayır vardır derler ya. Demek bu laftan çıkarılacak ders istatistikleri aşıp biraz arkadaki insanları ve hayat hikayelerini tanımaktır.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

İlk önce durumu biraz hatırlayalım. İkinci Dünya Savaşında Almanya 22 Haziran 1941’te Sovyetler Birliğine girdi. Romanya Almanya tarafında. Türkiye tarafsız. Almanlar Romenlerle birlikte Kırım’ı bile kontrol altına aldılar.

SOVYET ZULMÜ ALTINDA TATARLAR

Sovyet zulmü altında ezilen Tatar liderler bu fırsatı değerlendirmeye mecburdu. Liderlerinden Dr. Ahmet Özenbaşlı Çarlık Rusyanın çökmesiyle beraber kurulan Çelebicihan cumhuriyetin eski milli eğitim bakanı idi. Diğer önderler zaten çoktan Sovyetler tarafından ya katledilmiş (bkz. Numan Çelebicihan, Bekir Sıtkı Çobanzade ve daha niceleri) ya da Cafer Seyidahmet Kırımer gibi Türkiye veya Avrupa’ya sığınmış.

Sovyetler komünist veya Sovyet yanlısı Tatarları bile acımasızca katletti – buna örnek eski Kırım başbakanı Veli Ibrahimov.

GAMALI HAÇ İLE KIZILYILDIZ ARASINDA

Buna rağmen Tatarların önemli bir bölümü Kızıl Ordu’ya mensuptu. Hatta Amethan Sultan gibi sonradan savaş kahramanı ilan edildi. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler Zafer Karatay’ın Gamalı Hac ile Kızıl Yıldız arasında belgeselinde canlı tanıkların ifadelerine doğrudan izleyebilirler. Veya Cengiz Dağcı’nın romanlarını okuyabilirler.

STALINGRAD

Ağustos 1942- Şubat 1943 arasındaki Stalingrad muharebesi dünyanın belkide en büyük çatışmalarından biri oldu. Milyonlarca asker birbirine girdi ve sonunda savaşın yönü değişti. Bu sefer Ruslar yavaş yavaş Almanları kovalamaya başladı.

ROMANYALI TATARLARIN TAVRI

Kırım aşkıyla yanıp tutuşan Müstecip Hacı Fazıl (Ülküsal) önderliğindeki Dobrucalı Tatarlar Kırımlı liderlerle beraber koordine olup özgür Kırım hayalin peşinde koştu. Aslında Romanya’nın da Almanya ile müttefik olması tam da tarihi fırsattı ancak Romen devleti bu hevese kapılmadı. Mesela Dobrucalı Tatarların sunduğu gönüllü listesini kabul etmedi. Buna rağmen normal Romen askeri gibi Kırım’a ulaşan Tatarlar oldu. Bunlardan örnek Tatarların ilk tenörü Hüseyin Sebat. Kırımda hatta Kırımlı Tatar bir hanımla evlendi. Buna rağmen hayat acımasız. Görüleceği üzere Stalin dahada acımasız oldu.

MÜLTECİLERE DESTEK

Stalingrad’tan sonra Rusların döneceği kesindi. Buna göre Romen devleti organize şekilde çekilme planlarını oluşturdu. Pek bilinmeyen 60 000 Operasyonuyla Kırım’dan Karadeniz üzerinden tam 120 000 kişi transfer edildi.

Ama gelin bakalım olayları bizzat şahitlerinden birisine kulak verelim.

Süyüm Mehmet, Mültecilere Destek Komitesin başkanı Necip Hacı Fazıl’ın kızı:

”Kasım 1943’da Kırım’dan 300’un üzerinde Tatar geldi. Ruslar onları Almanlarla işbirliği yapıp ihanetle suçluyordu. [...] Hakikaten birçoğu Almanlarla beraber savaşmışlardı. Şimdide Rusların korkusuyla Odessa’ya kadar geldiler. Bazıları ailelerini bırakıp gelmiş, ama çoğusu aile ile beraber Almanlarla birlikte çekiliyorlardı. Romanya’ya Türkiye, Almanya veya Amerika’ya gitme ümidiyle gelmişlerdi. Birçoğu Romanya’yı tercih etti.” (not: Bu ailelerden birisi Ilber Ortaylı’nın ailesidir. Zaten kendiside Bregenz, Avusturya’da doğmuştur)

30 Aralık 1943 tarihli Köstence Yerel Polis Teşkilatın raporu:

“5 - 17 Aralık 1943 arasında Köstence’ye birçok trenle Odesa’dan Müslüman aileleri Bükreş aktarmalı olarak gelmiştir.

Bu seferler Romen Hükümeti tarafından onayladı. Buna göre İçişleri Bakanlığından Köstence Valiliğine talimat geldi.

Köstence’de Müslümanların Komitesi ve Köstence Müftüsü Sadık İbrahim tarafından karşılandılar ve Köstence, Tekirgöl, Mangalya ve köylerdeki yerli ailelerin yanlarına yerleştirildiler.

Türkiye’ye göç edene kadar kalacakları süre geçicidir.

Mültecileri karşılayan Müslüman Komite ilk seferlerin gelmesinden evvel müftü Sadık İbrahim’le beraber Türkiye Büyükelçilinde bulunup talimat aldılar.”

1950 tarihli komünistlerin bir belgesinde ise:

“1941’de savaşın başlamasıyla, Kırım Kurtuluş Komitesiyle paralel Kırımlı Tatarları destekleme bir Komite kuruldu. Komitenin üyelerinden:

Avukat Hamdi Nusuret, başkan

Müftü Sadık Ibrahim, başkan yardımcısı

Fevzi İbrahim, Köstenceli

İbadula Abdullah, eski imam

Mehmet Vani, Omurçalı köy öğretmeni

Necip Hacı Fazıl, Azaplar köyü çiftçisi

Nazif Abdürrahim, eski imam ve Köstence Müslüman Toplumun 1943’de sekreteri

Şefki Mehmet, kasap

Bunlar Kırımı Kurtarma Milli Komitesini oluşturup Türkiye Büyükelçiliği ile sıkı işbirliğinde olup Sovyet vatandaşı Tatar asıllıları Dobruca’ya getirmek istedi.

1943’ün ilkbaharında Türk büyükelçiliğine davet edilen Necip Fazıl ve Sadık İbrahim’e yapılacaklar ile ilgili kesin talimatlar verildi.

Bu toplantıdan sonra İsmail Selimşah Kırım’a gönderilip Tatarlar arsında milliyetçi propaganda yapmıştır. Bunun sonucu Aralık 1943’te Köstence’ye Odesa üzerinden birçok tren seferi yapılıp Köstence, Mecidiye, Tekirgöl, Mangalya ve daha çok köylere dağıtıldı.

1988 MAYIS 1944

Korkulan oldu. Ruslar Kırım’a girer girmez ilk iş Tatarları toplayıp hayvan vagonlarına yükleyip Sibirya’ya sürdü. Tabi Almanlar gibi gaz odalarına kapatıp katletmediler ama buna rağmen yarısı havasızlıktan, susuzluktan, açlıktan, hastalıktan yolda can verdi. Erkekler zaten cephenin şu veya bu tarafındaydı. Sürülenlerin çoğusu çocuk, kadın veya ihtiyar. Nerden baksan bilimsel şekilde NKVD başkanı Beria tarafından planlanan bir katliamdı. Hatta arada Arabat köyünü unutmuşlar. Dönüp tüm köy ahalisini gemiye bindirip Karadeniz’de batırdılar.

NECİP HACI FAZIL’IN ŞEHADETİ

Dobrucalı Tatarların lideri Müstecip Hacı Fazıl Türkiye’ye göç edip Ülküsal soyadını aldı.

Yerine küçük kardeşi Necip Hacı Fazıl kaldı. Ruslar Kırım’dan sonra 23 Ağustos 1944’te Romanya’ya girdi. Ve yavaş yavaş kralı kovup, seçimleri çalıp devlete el koydu.

Ülke doğrudan NKVD ajanları tarafında yönetiliyordu. 1948’de ödevini Kırım’dan beri yapmış aç gözlü NKVD ajanları Romen kopyası olan Securitate’yi kurdu ve Kırım’dan kaçanları, onlara yardımcı olanları aramaya başladı.

İlk 1945’de tutuklanan Necip kaçmayı başardı ve kaçak hayatına geçti. Elbette kaçmasında payı olan eski Köstence Hapishane müdürü Hamdi Nusret vardı. Ama arada Nusret’in kendisi de İstanbul’a kaçmıştı. Aslında kendisi de kaçabilirdi ancak “Zaten abim gitti, sonra alem ne der” diye her şeye rağmen kaldı.

Ağustos 1948’de kurulan Securitate Kurban Bayramın dördüncü günü Necip’i Ekim’de yakalıyor. Bir hafta boyunca devamlı işkence yapıyorlar. Binlerce insanı kurtaran şebekeyi ele vermek yerine konuşmamak için dilini tutuyor. Sırayla dövüp dövüp yorulan ajanlar bir hafta işkenceden sonra cesedini yolun kenarına intihar etti diye atıyorlar.

Kaybettiklerini kendileri bizzat raporda yazıyor. Çünkü eğer yardımlaşma şebeke başı Necip konuşsaydı hepsini anında yakalarlardı. Sovyete yakınlığı sebebiyle Dobruca zaten en çok Rus askeri ve ajanı barındıran bölgeydi. Buna rağmen 1952’ye kadar kendi burunları altında hareket eden binlerce insanlık şebekeyi bir türlü bulamıyorlar. Necip Hacı Fazıl’ın şehadeti demek bu binlerce insana 4 yıl daha fazla hayatta imkanı verdi.

Hamdi Nusuret İstanbul’da Romen Sürgün Komitesinde ölene kadar komünist karşıtı eylemlerde bulunmaya devam ediyor.

Yardımlaşma Komitenin 1952’de yakalanmaları Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle eş zamanlı olması tesadüf olabilir mi diye notumuzu da bırakalım.

Hemen hemen hepsi ağır ceza hapsi yedi. Müftü Sadık İbrahim gibileri dayanamayıp vefat etti. Kalanların aileleri dışlandı. Sayısızca trajedi yaşandı. Dertlerini edebiyata döken Güner Akmolla hanımdan başka pek olmadı maalesef. Ama bütün bu çile hiç de boşuna olmadı.

Komünist rejimi yok oldu gitti. Ama bu insanlar tarihe meydan okudu. Ali Ağa Bekmambet 100 yaşını aştı. Seksenlerde ilk Kuran kurslarını başlamaya cesaret etti. Yıllar sonra talebelerinden birisi şu anki müftümüz Murat Yusuf. Hatta Nurbat kasabasın camisine para toplayıp inşa ettirdi. Keşke anısına camiye adı verilse yakışmaz mıydı acaba?

Bu ailelerin doğrudan veya manevi bakımdan çocukları yıllar sonra Tatar Derneği yeniden kurdu. Çakmasını değil hakiki olanı.

Şehit, kahraman veya sadece ve sadece tüm baskılara rağmen insan olmayı başaranların ruhu şad olsun!

(Eden Kurtasan)

Paylaş:
Stalin ve Dobruca

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz